ARABA
GÜLCAN ERGÜN

İÇERİK
Tanım ve Tarihçe

“Tekerlekli, motorlu ve motorsuz her türlü kara taşıtı” ve “bu taşıtın aldığı miktarda olan” (Türk Dil Kurumu Sözlükleri) anlamlarındaki araba –sınıf ve statü göstergesi, sıklıkla cinsiyetçi söylemlerle örülü bu nesne– yüzyıllardır insanlık tarihine eşlik ediyor. Savaş arabalarından soyluların kullandıkları arabalara, kupalardan faytonlara, yerlisinden ithaline sınıf ve statü göstergesi, sıklıkla cinsiyetçi söylemlerle örülü bir nesne…

Avrupa’da 1600 yılına kadar soyluların özel arabaları dışındaki bütün arabalar birbirinin benzeridir. 18. yüzyılda araba sanayiindeki gelişmelerle rahatlık, biçim ve güzellik ön plana çıkmaya başlar. Osmanlı’da ise Tanzimat’a kadar padişah dışında sadece şeyhülislamlar ve kazaskerler arabaya binebilirlerdi. Sonrasında ise İstanbul ve diğer büyük şehirlerde, özel ve kiralık arabalar giderek yaygınlaşır (Hayat Küçük Ansiklopedi, 1982: 75). Bu tarihten sonra başlayan “araba sevdası” da ekonomiden siyasete, sanattan edebiyata ve gündelik hayata ülkenin neredeyse bütün serüvenine tanıklık eder. Kimi zaman Batı özentiliğinin, kimi zaman Batı’ya kafa tutmanın nesnesi haline gelir. Kaygı, öfke, korku, tutku, haset, güç, iktidar, gözdağı, kibir, hor görülme, kendini ispat, sınıf, statü, cinsellik gibi birçok duygunun ve kavramın iç içe geçtiği Türkiye’nin modernleşme sürecinin bilinçaltını yansıtır adeta.

İstanbul’da ilk otomobillerin sokakların yetersizliğiyle imtihanı üzerine: “Kel başa şimşir tarak – Constantinople et l’automobilisme!!” Kaynak: Cem no. 21 (19.01.1327 [=01.04.1911]), s. 39.
Yerli ve Mili Otomobil Sevdası: “Adı Devrim Olan Bir Otomobilin Sokaklarda Dolaşmasına Zaten İzin Vermezlerdi1

1960-80 arası sanayileşmeye damgasını vuran ithal ikameci sistem, yerli bir sanayii oluşturmayı hedeflese de başarısız olur. Devlet destekli bu modelde kimi sektörlerde biraz başarı kaydedilse de otomobil sektörü bunun dışında kalır. Ancak siyasi iktidarların “yerli ve milli” otomobil sevdası hiç bitmez.

İlk yerli otomobil reklamıyla satışa sunulan Nobel 200, Almanya’da üretilen Fuldamobil markalı otomobilin lisansı ile 1958-1961 yılları arasında ithal ikameci model ile üretilir. Dolayısıyla aslında “yerli” değildir, teknolojisi ve lisansı Türkiye’den bir firmaya ait olmadığı için üçüncü bir ülkeye satışı da mümkün değildir.

Mühendisliği, tasarımı vs. ile ilk yerli otomobil, Nobel 200’den sonra üretilen, Devrim’dir. 27 Mayıs darbesinden sonra Milli Birlik Komitesi ve devlet başkanı Cemal Gürsel, 1961 Otomotiv Endüstrisi Kongresi’nde yaptığı konuşmada “Türklerin otomobil üretemeyeceği” söylemlerini eleştirir ve Türkiye’nin bunu başarabilecek olanaklara sahip olduğunu söyler. 22 Nisan 1961’de Ulaştırma Bakanlığı’na bir yazı yazar ve Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demir Yolları (TCDD) atölyelerinde, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’na yetiştirilmek üzere, yerli otomobil üretilmesi emrini verir. 23 demir yolları mühendisi Eskişehir Cer Atölyesi’nde 129 gün gibi kısa bir sürede motoru dahil büyük kısmı yerli Devrim otomobillerini üretir. Siyah ve bej renkli iki otomobil Cumhuriyet Bayramı törenleri için Ankara’ya götürülür. Araçlara, Ankara’ya trenle taşınacakları için ve buharlı lokomotifin bacasından sıçrayabilecek kıvılcımlara karşı tedbiren çok az benzin konur. Ankara’da benzin deposunun doldurulması planlanmaktadır. Ancak işler yolunda gitmez ve kimi bürokratik sıkıştırmalar sonucu otomobiller depoları doldurulamadan tören alanına getirilmek zorunda kalır. Cemal Gürsel’in bindiği siyah renkli Devrim, 200 metre gittikten sonra durur. Aracın neden durduğunu soran Cemal Gürsel’e benzinin bittiği söylenir. Gürsel arabadan iner ve etrafını saran gazetecilere “Garp kafasıyla otomobil yaptık ama şark kafasıyla benzin koymayı unuttuk,” der. Hemen hazır edilen bej renkli Devrim’e binen Gürsel, bu araçla Anıtkabir ziyaretinde bulunur. Ancak araba bir kez durmuştur ve ertesi gün gazeteler “Devrim yolda kaldı” manşetiyle çıkar. Projenin başarısız olduğu duyurulur. Halbuki Devrim Projesi kapsamında 4 otomobil ve 10 motor üretilmiştir. Buna rağmen proje iptal edilir ve araçların üçü hurdaya çıkarılır. Geriye kalan tek Devrim, hâlâ Eskişehir TÜLOMSAŞ tesislerinde sergilenmektedir. Projenin rafa kaldırılmasında dönemin bazı bürokratlarının ve ithalatçı sermayesinin rol oynadığı tahmin edilmektedir. Konya Ticaret Odası’nın, Devrim’in en genç mühendisi Kemalettin Vardar ile yaptığı söyleşide (Vardar, 2016) bu durumu şu sözlerle anlatır:

En çok karşı çıkması beklenen ithalatçı kesim en son ana kadar ağzını bile açmadı. Hiçbir muhalefet beyanında bulunmadı. Ama bütün çalışmasını da perde arkasında el altından yaptı. Esas belimize vuran bütün şeyleri de onlar beslediler ve hazırladılar. Ama ortaya çıkıp da muhalefetlerini doğrudan ifade etmediler.
Devrim Arabalarının yapım aşamasına dair. Kaynak: TÜRESAŞ Devrim Arabaları Müzesi Dijital Arşivi, Dönemin Gazeteleri (1961) [] / © Devrim Arabası.
Cemal Gürsel, Cumhuriyet Bayramı’nda kendine hediye edilen “Tecrübe”ye binerken. Kaynak: TÜRESAŞ Devrim Arabaları Müzesi Dijital Arşivi, ;Tarihi Fotoğraflar [] / © Devrim Arabası.
İlk üretilen devrim arabaları bir arada. Kaynak: TÜRESAŞ Devrim Arabaları Müzesi Dijital Arşivi, ;Tarihi Fotoğraflar [] / © Devrim Arabası.

Devrim’in hikâyesi aynı zamanda, kimi hiç otomobil görmemiş 23 mühendisin idealizminin de hikâyesidir.

Seri üretimi yapılan ilk yerli otomobil ise “Her Türk ailesini araba sahibi yapmak” vaadiyle piyasaya sürülen ve hâlâ nostaljik bir unsur olmayı sürdüren Anadol’dur (Bengi, 2021: 33). 1965’te iktidara geldiğinde önceliğinin sanayileşme olduğunu belirten ve bunun için kredi arayışına giren Demirel döneminde bulunan desteklerle Türkiye’nin önemli sanayi tesisleri kurulur. Otomotiv sektöründe Demirel hükümeti, özel sermayeyi destekler ve teşvik eder. Koç Grubu’nun 1966’da kurduğu Otomobil Sanayii A.Ş., Bursa’daki fabrikasında ürettiği Anadol marka otomobili 1 Ocak 1967’de teşhir eder ve 28 Şubat’tan itibaren satışı başlar. Koç grubu ve daha sonra sektöre girecek olan firmalar (özellikle OYAK-Renault ortaklığı) ithal ikameci sanayileşme politikasının koruması sayesinde iç pazara hâkim olur (Aydın & Taşkın, 2018: 150). İsmi ülke çapında düzenlenen bir anket sonucu belirlenen ve İngiliz Reliant ve Ogle Design şirketleri tarafından ilk tasarımları yapılan Anadol, 1984 yılına kadar üretilmeye devam eder. “Tam bir aile otomobili” ve ekonomik olması nedenleriyle, özellikle orta sınıftan büyük ilgi görür. Ayrıca “mademki Türk şoförler araba kullanırken kapıya doğru hafif tertip yaslanıyordu, o zaman direksiyon azıcık sola meyilli” dizayn edilmeliydi (Bengi, 2021: 33). Kaportasının fiberglastan yapılması ve zaman zaman kaportadan dışarı çıkan saçaklar yüzünden saman benzetmesi ve öküz, eşek ve keçilerin Anadol’ları yediği şeklindeki söylentiler yüzünden sıklıkla şakalara da konu olur. Öte yandan bu yeni sektörün ihtiyacını karşılamak üzere istihdam edilen yeni işçiler için Kemal Sülker, 15-16 Haziran büyük grevinde “Otosan işçileri en gözü kara olanlarmış” diye yazacaktır (Bengi, 2021: 35-36).

Tophane Ford Montaj Fabrikası ve “Yerli” İşçi

Otomotiv sanayisinin ve işçisinin tarihi Otosan’dan daha gerilere gider elbette. Cumhuriyetin ilk otomotiv fabrikası, üzerine pek çalışma bulunmayan, Ford Motor Company’nin Tophane’de kurduğu montaj fabrikasıdır. Burası aynı zamanda “Türkiye Cumhuriyeti Hükumeti ile Ford Motör Exports Enkorporeytet Şirketi” arasında 2 Şubat 1929’da akdedilen bir özel kanunla kurulan ilk “serbest mahal” yani “memleket harici bölge”dir (Odman, 2011: 71-73).

Ford, Türkiye’deki “serbest bölge”yi kurduğunda, Batı Avrupa’dan Doğu Asya’ya dünyanın birçok yerinde Detroit’ten yönetilen ve aynı model Ford arabaları üreten çok sayıda montaj fabrikası bulunuyordu. Merkezden gelen yarı-mamûl Ford araçlarının montajını yaptıktan sonra çeşitli pazarlara sattıkları için, bu montaj fabrikaları genellikle liman şehirlerine veya su kanalları üzerine kurulur. İstanbul’daki Ford fabrikası 1929’da kurulsa da bu konudaki girişimler çok daha önceden başlar. Açılması planlanan fabrika ile Trieste sahasının bir kısmının İstanbul’a taşınması planlanır. Trieste’den yapılacak 7000 taşıtlık sevkiyata karşılık açılacak İstanbul sahasından yılda 14000 taşıtlık sevkiyat hedeflenir. 22 Haziran 1927’de İstanbul Limanı’nı doğrudan ilgilendiren Serbest Mıntıka Kanunu meclisten geçer. Ancak Tophane’de Ford montaj fabrikasının açılmasını sağlayan asıl kanun, “Ford Kanunu,” Şubat 1929’da çıkarılır. Böylece Ford daha sonra Tophane olarak belirlenen yerde, “memleket harici farz edilecek bir serbest mahalde … otomobil, kamyon, traktör, tayyare ve malzeme ve aksamı ve müttemmimatını parça parça getirerek burada izhar ve itmam ve ikmal etmek ve karoserini de ihzar eylemek üzere bir montaj fabrikası” kurma hakkını elde eder (Odman, 2011: 74). İstanbul’da kuracağı fabrikayla Şark Kurbu ve Rusya pazarını hedefleyen Ford’un en büyük traktör alıcısının Sovyet Rusya olması da İstanbul seçimini açıklar.

İstanbul’da inşa edilen ilk otomobil fabrikası, Ford Motor Company, 1928. Kaynak Salt Araştırma, Fotoğraf ve Kartpostallar Koleksiyonu / AHISTTOPH044 [].

1928 senesi boyunca dönemin maliye vekili Şükrü Saraçoğlu ile süren pazarlıklar sonucunda “26 Kasım 1928’de Ford’un tüm istekleri kabul olunacak şekilde” hazırlanan anlaşma imzalanır (Odman, 2011: 84). Buna göre Ford Motor Company Exports Inc. yirmi beş yıllık süre boyunca “serbest mahalde yapacağı otomobil, kamyon, traktör, tayyare üretimi için gerçekleştireceği ithalat ve ihracat gümrük ve vergi kanunlarına tabi olmayacak”tır (Odman, 2011: 84). Kanunun dikkat çeken bir yanı da, Ford’un “serbest mahaldeki rıhtıma yanaştırdığı yarı mamul mallar, yani karoseri, dingil, motor vs. ile dolu sandıkların tahmil ve tahliyesini ‘kendi vesait ve Türk amelesi ile’ icra edecek” olması ve yine “serbest mahalde ‘istihdam edeceği memurin ve müstahdemi’ ilk iki sene %60’ı, altıncı senenin sonunda ise %75’i ‘Türk tebaasından’ istihdam” etmesi şartıdır (Odman, 2011: 84). Ayrıca “serbest mahalde üretilen motorlu taşıtlar, ‘yerli işçiler’ tarafından üretilecekleri ve bu da ‘know-how transferi’ telakki edildiği için, Türkiye’ye ihraç edildikleri takdirde araç başına 30 dolar prim ile ödüllendirilecekler”dir (Odman, 2011: 84). 1929’da İstanbul Ticaret ve Sanayi Odası’nın kullanımındaki Tophane antrepolarının Ford için fabrikaya dönüştürülmesinde “200’ü aşkın Türk amele ve sanatkâr” çalışır (Odman, 2011: 86). Ford’un Tophane’deki montaj fabrikası Türkiye emek rejimi açısından da yenilikler getirir. Örneğin fabrika girişinde personel kart basma saati bulunur, işçilerden “içki kullanmayacağına, tütün istimal etmeyeceklerine dair bir taahhütname” alınır, istihdam edilecek işçilerin “çoluk çocuk sahibi olması” tercih edilir, çalışmaya başlamadan önce işçiler “ameli ve nazari dersler görecekleri bir kurstan” geçirilir, fabrikada yemekhane ve revirin yanı sıra standart işçi tulumlarının giyileceği soyunma odaları vardır (Odman, 2011: 86-87). Büyük hayallerle kurulan, ancak 1929 krizinin korumacı düzenlemelerine takılan Ford İstanbul fabrikasının üretimi zamanla azalarak 1933 sonlarında durur ve 1944’te Ford Motor Company İstanbul’dan tamamen tasfiye edilir.

Hacı Murat, Doğan Görünümlü Şahin, Doblocu Enişte

1971’e gelindiğinde ise yerli otomobil piyasasında çeşitlilik artar. Yine Koç’un Tofaş fabrikasında ürettiği –bu sefer sac karoserli– Murat 124 ve OYAK’ın piyasaya sürdüğü Renault yoğun ilgi görür. O yıllarda hacca arabayla gidilebilmesi ve birçok kişinin Murat 124 ile hacca gitmesi nedeniyle Murat 124’e halk arasında “Hacı Murat” denir. Hacı Murat’ın bugün bile ciddi bir hayran kitlesi vardır.

Tofaş’ın daha sonra çıkardığı “Kuş Serisi” ise Şahin, Doğan, Kartal ve Serçe (veya serçedes) modellerinden oluşur. 1996 Gümrük Birliği Antlaşması ile Türkiye’ye yabancı otomobillerin ve otomobil parça/aksesuarlarının girmesi, Türkiye’de modifiye kültürünün yaygınlaşmasına yol açar. Genellikle alt sınıf genç erkeklerin kullandığı modifiye araçlar toplumda bir alt-kültürün de doğmasına sebep olur. Modifiye araç kültürü deyince akla ilk gelen “Doğan görünümlü Şahin”lerdir. Şahin’lerin modifiye edilerek, daha lüks donanımlara sahip Doğan görünümü verilmesiyle ortaya çıkan “Doğan görünümlü Şahinler” belirli bir kesimle özdeşleşir: Arkasındaki “tofaşk” yazısı, film çekilmiş camları, çoğunlukla vites kolundaki tespih veya nazarlıkla trafikte –genellikle sinyal vermeden şerit değiştirmeleri, emniyet şeridinden sola makas yapmaları gibi kural ihlalleri nedeniyle– uzak durulmak istenen, arabesk dinleyen, eril söylem ve davranışlarla karakterize alt, alt-orta sınıf erkeklik ile (Yavuz, 2015).

Tofaş’ın Kuş Serisi, ucuz olması, yedek parçasının kolay bulunması ve ailelerin kullanımına uygun olması gibi nedenlerle uzun yıllar çok tutulur. 2003’te Avrupa Birliği standartlarına uygunluk için yapılan yatırımlara rağmen kullanıcılardan gelen tepkiler üzerine, Tofaş CEO’su Jan Nahum’un (2001) ifadesiyle “Tofaş’a yarardan çok zarar vermeye başladığı” gerekçesiyle üretimi durdurulur.

Belli bir kesimle özdeşleşen bir başka otomobil ise 2000’lerde yaygınlaşan, daha çok esnaflar tarafından kullanılan ticari araç Doblo’dur. Arka camlarındaki Osmanlı tuğrası sanki bu arabaların olmazsa olmazıdır. Milliyetçi-muhafazakâr esnaf ve trafikte agresif erkekliğin temsilidir. Sıklıkla esprilere konu olur ve her ailede bir “Doblocu enişte” olduğu varsayılır.

…Genellikle alt sınıf genç erkeklerin kullandığı modifiye araçlar toplumda bir alt-kültürün de doğmasına sebep olur.

Otomobille Yeniden Üretilen Toplumsal Cinsiyet Rolleri: “Macit Beni Otomobillendir,” Şoför Nebahat, Kadın Arabası, Bayandan Satılık Araba

Otomobil, toplumun büyük kesimi için ona yüklenen anlamla birlikte bir tür kendini ifade etme aracına, arzu nesnesine de işaret eder. Otomobil reklamlarında toplumsal cinsiyet rolleri yeniden üretilir. Erkeklik kısmında sıklıkla statü, güç, iktidar, hız, cesaret gibi vurgular çıkar karşımıza (Tekeli & Kuyaş, 2000: 103). Kadınlıkla ilgili kısım ise çok boyutludur: Kadınların “iyi araba süremediği” söylemi yaygındır örneğin. Boyutları büyük olan araçları kullanmakta veya park etmekte zorlanacakları kabulünden yola çıkılarak küçük arabalar, “kadın arabası” olarak tanımlanır. Satılık araba ilanlarında kadınların çok iyi araba kullan(a)madıkları varsayımıyla kilometresi düşük, temiz, bakımlı “bayandan satılık” arabalarla karşılaşırız. Öte yandan trafikte sürekli erkek şoförlerin zorbalıklarına, müstehzi bakışlarına ve gülüşlerine maruz kalır kadınlar.

Trafiğin kendisi fazlasıyla “eril” bir ortam olduğu için bir kadının “iyi” olması için erkekleşmesi beklenir. İlk versiyonunu Metin Erksan’ın, sonraki versiyonunu ise Süreyya Duru’nun yönettiği Şoför Nebahat filmi buna bir örnektir. Taksi şoförü babasının ölümü üzerine ailesini geçindirmek için taksicilik yapmaya başlayan Nebahat, taksicilik bir erkek işi olarak görüldüğünden başlangıçta yadırganır. Kısa sürede taksici jargonunu öğrenip erkeklerin dünyasına uyum sağlamasıyla çok sevilir. Kendisine musallat olanlara karşı torpido gözünde krikosunu da eksik etmez. Şoför Nebahat filmi erkeklere ait görülen bir alanda bir kadının var olabilmek için erkekleşmek zorunda kalışını gözler önüne serer.

Şoför Nebahat filminden: Şoför Nebahat (Sezer Sezin) direksiyon başında. Kaynak: Pera Müzesi, Film Gösterimleri []

Otomobil ve toplumsal cinsiyet rolleri ilişkisinde akla ilk gelenlerden biri 1990’larda yayınlanan İmar Bankası reklamıdır. TRT’nin tek kanallı yıllarından çok kanallı yıllara geçilen dönemde özel televizyon ekranlarında boy gösteren bu reklam filmi, dönemi için oldukça erotiktir. Reklamda bir evin salonundaki televizyonda otomobil kredisi reklamı döner ve “Düşlerinizi ertelemeyin, gelin sizi otomobillendirelim,” denir. Bu sırada erkek koltukta oturmuş gazete okumaktadır. Bornozuyla içeri giren kadının ise sadece çıplak bacaklarının bir kısmı görülür. Kadın içeri girer ve o meşhur repliği söyler: “Macit, beni otomobillendir!” Erkek ayağa kalkıp kadının yanına gelir, “Neden olmasın?” der, öpüşmeye başlarlar ve kadının bornozu yere düşer. Tabii öpüştükleri sadece bir tahmin, zira reklamda sadece bacaklar görünür.

Devletlilerin Araba Sevdası

Cumhuriyet tarihinin önemli siyasi figürlerinin hepsinin arabayla ilgili bir hikâyesi vardır desek abartmış olmayız. Süleyman Demirel’in kırmızı Mercedes’i, Devlet Bahçeli’nin klasik araba koleksiyonu, Turgut Özal’ın arabasıyla Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nden geçişi, Bülent Ecevit’in Renault’su, 12 Eylül’ün “Resmi Hizmete Mahsustur” yazılı resmi araçları ki bu araçlar, kamu malı olmaları, siyah renkleri ve trafikte hiyerarşik olarak üstte yer almalarıyla devletin cisimleşmiş hali gibidirler.

12 Eylül darbesiyle siyaset yasağı getirilen Süleyman Demirel, Millî Güvenlik Kurulu (MGK) kararıyla Zincirbozan Komutanlığı’na gönderilir. Bu yolculukta ona Adalet Partisi (AP) eski milletvekili Necmettin Cevheri eşlik eder. Cevheri kendi kullandığı kırmızı Mercedes ile Demirel’i komutanlığa teslim eder. Daha sonra kurulacak olan Doğru Yol Partisi’nin (DYP) ismi de bu yolculukta, kırmızı Mercedes’te konur. Ancak kırmızı Mercedes’in macerası burada bitmez. Yıllar sonra Demirel’in cumhurbaşkanı olacağı gün yine aynı ikili, kırmızı Mercedes’le TBMM’ye gelirler. Böylece Demirel’in deyişiyle “iki kardeş kırmızı Mercedes ile o Zincirbozan yollarını Çankaya ile” noktalarlar (Ağ, 2020).

MHP genel başkanı Devlet Bahçeli ise sıklıkla klasik araba koleksiyonu 2 ile gündeme gelir. Zaman zaman Ankara caddelerinde arabasıyla tur atarken görüntülenen Bahçeli’nin koleksiyonunda yer alan arabalardan bazıları, 1982 model Mercedes, 1987 model Buick, 1987 model Volvo, 1971 model Ford Taunus ve 1982 model Chrysler’dir. Verdiği bir röportajda, arabalarıyla dolaşırken Ferdi Tayfur dinlediğini belirtmiştir (Ayhan, 2020). Ancak Bahçeli’nin arabaları sadece bunlarla gündeme gelmez. 23 Şubat 1978 günü polis bir ihbar üzerine Ankara Kepekli Boğazı’nda 01 FE 994 plakalı arabayı durdurur ve arama yapar. Arabanın bagajında “portakal paketinin altına gizlenmiş iki makineli tüfek ile şarjörleri” bulunur (Bildirici, 2000:15). Fuat İstanbullu dışında araçta bulunan Ali Halaman, Sami Ocak, Ekrem Pazarcı ve Osman Balcı hakkında dava açılır. Ali Halaman’nın TRT çalışanı olduğu, diğer sanıkların ise MHP üyesi oldukları anlaşılır (Mumcu, 1981: 91). Fuat İstanbullu dışındakiler aynı zamanda Ankara Mali Bilimler ve Muhasebe Yüksekokulu’nda öğrencidir. Silahları Halaman’ın Adana Ülkü Ocakları Derneği Başkanı Recai Yıldırım’dan aldıkları ortaya çıkar. Yakalanan Yıldırım, Ülkü Ocakları Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu’nun isteğiyle silahları kendisinin verdiğini kabul eder. Araçta yakalanan dört sanık, ruhsatsız silah nakletmekten mahkûm olurken; Yıldırım, 12 Eylül sonrası “Adana MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası”nda yargılanır. Bir süre cezaevinde yattıktan sonra dava zamanaşımından düşer. Silahların taşındığı Renault marka arabanın sahibi ise Başkent Mali Bilimler Yüksekokulu Öğretim Görevlisi Devlet Bahçeli’dir. İlginç bir şekilde bu olayla ilgili Bahçeli’nin ifadesi dahi alınmazken; diğerlerinin verdikleri ifadelere göre Bahçeli, arabasını öğrencilere Adana’ya gidip gezmeleri için vermiştir. Olaydan sonra Bahçeli’nin bu öğrencilerle ilişkisi eskisi gibi devam eder. Hatta MHP Genel Başkanı olduğunda Halaman ve Yıldırım’ı 1999 seçimlerinde MHP’den aday gösterir ve her ikisi de Adana’dan milletvekili seçilirler (Bildirici, 2000: 15-16).

Turgut Özal ise 1988’de açılışını yaptığı Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nden arabasıyla geçen ilk kişi olarak geçer kayıtlara. Eşi Semra Hanım’la birlikte köprüden geçerken “Haydi bir kaset koy da şöyle bir neşelenelim Semra Hanım,” deyişi hâlâ akıllardadır.

Bülent Ecevit ise yerli araba kullanmayı tercih etmesi nedeniyle “Mercedes’siz ilk başbakan” olarak manşetlere konu olur. 1997’de başbakan yardımcısı olarak göreve geldiğinde kendisine makam aracı olarak verilen Mercedes’i reddeder ve partisine ait Kartal marka otomobili kullanır. Daha sonra başbakan olduğunda kendisine tahsis edilen Mercedes’i yine reddeder ve Renault marka arabayı kullanır (Cumhuriyet, 2010). Ancak Fransa’nın Ermeni soykırımını tanımasından sonra, Fransa’yı protesto etmek için Renault’u bırakır ve Güney Kore malı Hyundai kullanmaya başlar (Milliyet, 2001).

Türkiye siyasal hayatında arabanın yeri bunlarla sınırlı değildir elbet. Araba denince akla en çok gelen olaylardan biri Susurluk kazasıdır. 3 Kasım 1996’da Balıkesir-Bursa karayolu Susurluk ilçesi yakınlarında bir kamyon ile Mercedes marka bir otomobilin çarpışması sonucu meydana gelen kazayla açığa çıkan devlet-siyaset-mafya ilişkileri, kamuoyunda uzun süre tartışılır. DYP Milletvekili Sedat Bucak, Emniyet Eski Müdür Yardımcısı Hüseyin Kocadağ ve Interpol tarafından aranan mafya lideri Abdullah Çatlı’nın aynı otomobilde bulunması siyasetle mafyanın kirli ilişkilerini ortaya döker. Bu kaza daha sonra kamyon arkası yazılarına da konu olur: “Çarpma bana, devlet sarsılır,” ve “Mercedes’ten korksaydık Susurluk’a girmezdik” bu yazılardan sadece birkaçıdır. 3

Susurluk skandalının başladığı otomoibil: Kazadan sonra. Kaynak: İrfan Bozan, “Susurluk’ta yargı çeteye teslim oldu”, Al-Jazeera Türk [Çevrimiçi Edisyon] (07.11.2016) []
Vosvos/Tosbağa4

1 Mayıs 1977’de Taksim meydanında DİSK’e ait 4 Vosvos (Volkswagen), 34 kişinin canına mal olan korkunç saldırı sırasında pek çok kişinin de hayatını kurtarır. O dönemde DİSK ve diğer sendikalarda hem makam aracı olarak hem de afiş, pankart vs. taşımak üzere kullanılan pek çok Vosvos vardır. 12 Eylül’de DİSK kapatılınca bu Vosvoslar da bir yeddiemin deposunda alıkonulur. DİSK aklandıktan sonra mal varlığı iade edilir; ancak, depoda beklemekten çürüyen araçlar artık kullanılamaz durumdadır. O gün Kazancı Yokuşu’nun başında yine DİSK’e ait küçük bir de kamyon vardır. Vosvosların aksine bu kamyon onlarca insanın Kazancı Yokuşu’nun başında sıkışarak hayatını kaybetmesine yol açar.

Vosvosla ilgili yazılmış ve Vosvosun tarihini dünya ve Türkiye tarihindeki önemli gelişmelerle içiçe anlatan Cem Çobanlı’nın Vosvos: Bir Kaplumbağa Yolculuğu (1931-2003) kitabı Bedrettin Cömert’e ithaf edilmiştir: “11 Temmuz 1978 sabahı Ankara’da, faşist bir saldırı sonucunda Vosvosunun içinde öldürülen Doç. Bedrettin Cömert’in anısına…”

Arabalarında Katledilen Aydınlar

24 Ocak 1993 günü, Ankara’daki evinin önünde gazeteci-yazar Uğur Mumcu, arabasına yerleştirilmiş bombanın patlamasıyla hayatını kaybeder. Olay yerinde inceleme yapan uzmanlar hiçbir delil bulamaz. Patlamanın etkisiyle ortalığa saçılan deliller cımbızla toplanması gerekirken süpürülmüştür. Mumcu’nun arabası, Eskişehir’de adının verildiği bir parkta sergilenmektedir. Bu, aydınlara yönelik ne ilk ne de son suikasttır.

11 Temmuz 1978 günü, Hacettepe Üniversitesi öğretim üyesi Bedrettin Cömert, Ankara’daki evinin önünden çıkıp eşiyle birlikte Volkswagen marka arabasına biner. Önlerini kesen kırmızı Simca’dan inen iki kişinin çapraz ateşi sonucu Cömert olay yerinde hayatını kaybeder, eşi Maria ise ağır yaralanır. Cinayetin azmettiricileri arasında Muhsin Yazıcıoğlu ve Abdullah Çatlı’nın adı geçer.

Uğur Mumcu’nun Eskişehir’de sergilenen arabası.

1 Şubat 1979 günü, gazeteci Abdi İpekçi BMW marka arabasıyla Teşvikiye’deki evine giderken trafiğin yavaşladığı bir noktada, Mehmet Ali Ağca’nın otomatik silahının hedefi olur. Abdi İpekçi cebindeki kalemin kırılıp kalbine batmasıyla hayatını kaybeder.

21 Ekim 1999 günü akademisyen, siyasetçi ve yazar Ahmet Taner Kışlalı, Ankara’da evinin önündeki arabasının üzerinde silecekle kaput arasına sıkıştırılmış paketi alır. Elinde paketle arabasının kapısını açmaya çalışırken paketteki bomba patlar ve sol kolu kopar. Site bekçisi tarafından hastaneye götürülen Kışlalı, hastanede hayatını kaybeder.

AKP’li Yıllar

II. Dünya Savaşı sonrası yürürlüğe konan Marshall Planı çerçevesindeki ekonomik yardımlar neticesinde Türkiye’de bir karayolu ağı atılımı başlar. Böylece cumhuriyet, ulaşım konusundaki tercihini bir modernleşme ve gelişme ölçütü olarak gördüğü yol-araba-asfalt üçlüsünden yana yapar. Demokrat Parti’yle başlayan bu yol/asfalt sevdası, araba sevdasına paralel biçimde, AKP’li yıllarda da “duble yol yaptık” söylemiyle devam eder.

AKP iktidarı boyunca sıkça tartışılan konulardan biri, çok sayıdaki lüks makam araçlarıdır. AKP’li yöneticiler ve bürokratlar özellikle Audi gibi lüks araçları tercih ederler. Gazeteci Semra Topçu’nun hazırladığı analize göre (2020) Almanya’da 9000, Japonya’da 10.000, Fransa’da 8000 makam aracı varken; Türkiye’de bu sayı 125.000’dir! Sadece cumhurbaşkanlığı makamının lüks araç sayısı 268’dir. Diyanet İşleri eski başkanı Mehmet Görmez de Diyanet Vakfı bütçesinden 1 milyon liraya alınan lüks makam aracıyla gündeme gelir (CNNTürk, 2014). Recep Tayyip Erdoğan, bu konudaki eleştirilere “İtibardan tasarruf olmaz,” yanıtını verir. İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu göreve geldikten birkaç ay sonra AKP döneminde ihtiyaç fazlası kiralanan bine yakın aracı Yenikapı Meydanı’nda “İsraf Sergisi” başlığıyla sergiler (Danyıldız, 2019). Ertesi gün İBB’nin yaptığı açıklamada her iki araçtan birinin AKP’ye yakınlığıyla bilinen Nuri Albayrak’ın damadının şirketine ait oluğu duyurulur. İBB bünyesinde 643 yönetici olmasına karşılık, 1717 makam aracı vardır (Birgün, 2019). Yenikapı sergisiyle hafızalara kazınan yüzlerce arabanın fotoğrafı AKP’nin her alandaki aşırılıklarının sembolik görüntüsüne dönüşür. AKP’li yıllarda araba –özellikle de lüks araba– iktidar, erkeklik ve gücün simgesidir.

AKP’li yıllarda gündemden düşmeyen bir diğer konu ise “yerli ve milli otomobil” yapımıdır. Ocak 2014’te ilk elektrikli yerli otomobilin 2017’de yollarda olacağı ve adının BEGLER olacağı duyurulur. BEGLER’in Devrim’den de çizgiler taşıyacağı; ama, kaderinin Devrim gibi olmayacağı belirtilir (Milliyet, 2014). Bu yerli otomobilden ses çıkmaz. Aralık 2019’da ise bu kez başka bir şirketin geliştirmekte olduğu “yerli otomobil” TOGG’un ön gösterimi yapılır ve üretimine 2022 yılında başlanacağı duyurulur (Araba Gurmesi, 2019). 2022’deki bir habere göre ise, TOGG’un büyük oranda tamamlanan Gemlik’teki tesisinde 2023 yılında üretime başlanacağı duyurulur (Hürriyet). “Yerli ve milli otomobil” Türkiye siyasal hayatında bir türlü gerçekleşmeyen hayal olmaya devam eder.

Sanattan Edebiyata Araba ve Onun (Anti-)Kahramanları

Araba ve onunla birlikte yol ve şoför, modernleşen Türkiye’nin tanığı olduğu kadar öznesidir de. Tanzimat’tan günümüze toplumsal dönüşümün ifadesidir. Şarkılardan şiirlere, filmlerden romanlara farklı dönemlerde, farklı biçimlerde karşımıza çıkar.5

Jale Parla (2003) arabanın Türkiye edebiyatında bir alt tür olduğunu belirtir. İlk olarak 1898’de yayımlanan ve Türkiye edebiyatının ilk realist romanı kabul edilen Recaizade Mahmud Ekrem’in Araba Sevdası’nda karşımıza çıkar. Araba Sevdası’nın mirasyedi, alafranga, züppe karakteri Bihruz Bey için araba, Batılı ve üst sınıf olmanın simgesidir. Ekrem, bu romanı ve yarı Türkçe, yarı Fransızca konuşan; ama, her iki dile de hâkim olmayan, yönsüz, bütün gününü arabasıyla dolaşarak geçiren ve başkalarını sahip oldukları arabanın markasıyla değerlendiren Bihruz karakteriyle kültürel olarak arada kalmış toplumun ve sindirilememiş Batılılaşma sürecinin eleştirisini yapar.

Araba Sevdası’nın ardından araba, edebiyat ve sinemada farklı biçimlerde konu edilir. 1958 yılında Talip Apaydın’ın yazdığı, tarımda makineleşmenin başladığı yıllarda köylü bir delikanlı olan Arif’in traktör alma hayalini anlatan Sarı Traktör sayesinde traktör üzerinden Türkiye’nin toplumsal dönüşümüne tanıklık ederiz. Adalet Ağaoğlu’nun 1976’da yayımlanan ve Sarı Mercedes olarak sinemaya da uyarlanan Fikrimin İnce Gülü romanında, daha iyi bir yaşam için Almanya’ya işçi olarak giden, yıllarca çalışıp bir Mercedes alan ve bununla köyüne dönmeye çalışan Bayram’ın hikâyesini okurken; 1970’ler Türkiye’sini ve “Almancılığı” okuruz. Tunç Okan’ın yönetmenliğini yaptığı, uzun süre Türkiye’de yasaklı olan Otobüs (1974) filmi Avrupa’ya çalışmaya giden Türkiyeli işçileri anlatan bir diğer filmdir. Köyleri dışında bir yer görmemiş bir grup köylünün Stockholm’de başlarına gelenleri izlerken sarsılmamak mümkün değildir. Yılmaz Güney’in 1970’te çektiği ve başrolünde oynadığı Umut filminde ise, geçimini sağladığı atını bir arabanın çarpması sonucu kaybeden yoksul bir faytoncuyu izleriz. Sansür Kurulu, Türkiye sinemasının ilk gerçekçi filmi kabul edilen Umut’u, “faytoncunun giyimi ve kuşamının, fakirliğin bir sembolü olarak ele alınmasını, zengin otomobil sahibi hakkında takibat yapılamayacağı kanaati verilmesini, faytoncunun iş ararken zengin-fakir ayrımı yapılmasını, Cabbar’ın (Yılmaz Güney) Amerikalı zenciyi soymasını, sabah namazının güneş doğarken kılınmasını sakıncalı bularak” yasaklar (Mynet, 2010).

Kırgız yazar Cengiz Aytmatov’un ilk kez 1970’de yayımlanan Kırmızı Eşarp adlı romanından Atıf Yılmaz tarafından 1977 yılında sinemaya uyarlanan Selvi Boylum Al Yazmalım’dan bir dönemin popüler televizyon dizisi Çiçek Taksi’ye kadar araba, popüler kültürde farklı duyguların ifadesi olmayı sürdürür. Sözlerini Vecdi Gönül’ün yazdığı, bestesini ise Münir Nurettin Selçuk’un yaptığı Otomobil Uçar Gider şarkısı, “Otomobil uçar gider / Ömrüm gibi geçer gider / Ben talihin peşindeyim / Talih benden kaçar gider” sözleriyle hâlâ akıllardadır. 90’lı yıllara gelindiğinde ise bir kuşağın diline pelesenk olmuş Mustafa Sandal’ın meşhur Araba şarkısıyla araba adeta sahnelere geri döner: “Onun arabası var / Güzel mi güzel / Şoförü de var / Özel mi özel / Bastı mı gaza / Gider mi gider / Maalesef ruhu yok / Onun için hiç mi hiç şansı yok. 6

Parla (2003), Türkiye edebiyatında araba temasını incelediği makalesinde, modernitenin dayatması olarak evlerini terk etmek zorunda kalan kahramanlar için arabanın evin yerini aldığını söyler:

Araba, evin kamusal alana uzantısıdır; hem dışarıda hem de içeridedir; bireyi dünyayla temasa sokar, aynı zamanda çatısızlıktan, kusursuz anonimlikten, soğuk formaliteden korur. Kişi evini süsleyebildiği gibi arabasını da süsleyebilir ve yine de onu evin alternatif bir alanı olarak tutabilir” (2003: 548)

Parla’ya (2003) göre araba temalı romanların kahramanları modern romana uygun biçimde birer anti-kahramandır aynı zamanda. Türkiye modernleşmesinin farklı yönlerini tartışmak için seçilen araba, ne tam içeride ne tam dışarıda; ne tam kamusal ne de tam özel alanda olmasıyla aradaki sınırları bulanıklaştırır (Parla, 2003: 549).

KAYNAKÇA

59 yıl sonra, Devrim’den sonra bir ilk… Ve yerli otomobil tanıtıldı. (2019, Aralık 27). Araba Gurmesi. http://www.arabagurmesi.com/59-yil-sonra-devrimden-sonra-bir-ilk-ve-yerli-otomobil-tanitildi/ (Erişim: 26.04.2022).

Araba. (1982). Hayat Küçük Ansiklopedi. İstanbul: Nadir Matbaası

Araba. Türk Dil Kurumu Sözlükleri. https://sozluk.gov.tr (Erişim: 01.02.2022).

Ağ, Ö. (2020, Aralık 29). ‘Kırmızı Mercedes:’ Cevheri ve Yol Arkadaşı Demirel. Urfa Fanatik. https://www.urfanatik.com/haber/5934536/kirmizi-mercedes-cevheri-ve-yol-arkadasi-demirel (Erişim: 17.02.2022).

Aydın, S. & Taşkın, Y. (2018). 1960’tan Günümüze Türkiye Tarihi. İstanbul: İletişim.

Ayhan, D. (2020, Eylül 5). Klasik arabaları hem alıyor hem hediye ediyor. Sözcü. https://www.sozcu.com.tr/2020/gundem/klasik-arabalari-hem-aliyor-hem-hediye-ediyor-6021831/ (Erişim: 17.02.2022).

Bengi, D. (2021). Şaka Kaldıran Araba. İSTANBUL, 7, 32-37, İstanbul: İBB Başkanlığı.

Bildirici, F. (2000). Siluetini Sevdiğimin Türkiyesi. İstanbul: Doğan Kitap.

Danyıldız, M. (2019, Eylül 5). Yenikapı’da israf sergisi: İmamoğlu’nun Pazar günü açıklama yapması bekleniyor. Birgün. https://www.birgun.net/haber/yenikapi-da-israf-sergisi-imamoglu-nun-pazar-gunu-aciklama-yapmasi-bekleniyor-267351 (Erişim: 26.04.2022).

Diyanet İşleri Başkanı’na 1 Milyon TL’lik makam aracı. (2014, Aralık 13). CNNTürk. https://www.cnnturk.com/haber/turkiye/-diyanet-isleri-baskanina-1-milyon-tllik-makam-araci (Erişim: 26.04. 2022).

Ecevit Renault’u bıraktı, şimdi ‘Hanedan’a biniyor. (2001, Şubat 13). Milliyet. https://www.milliyet.com.tr/ekonomi/ecevit-renault-u-birakti-simdi-hanedan-a-biniyor-5290614 (Erişim: 17.02.2022).

Fiat’a bir tek Ecevit bindi. (2011, Ekim 18). Cumhuriyet. https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/fiata-bir-tek-ecevit-bindi-291290 (Erişim: 17.02.2022).

Mumcu, U. (1981). Silah Kaçakçılığı ve Terör. İstanbul: Tekin.

Nahum: Kuşlar Tofaş’a zarar vermeye başladı. (2001, Aralık 19). Hürriyet. https://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/nahum-kuslar-tofasa-zarar-vermeye-basladi-43438 (Erişim: 15.02.2022).

Odman, A. (2011). Serbest Mıntıka’dan Amerikan Pazarı’na Tophane Rıhtımı: Ford Motor Company Exports Inc., İstanbul otomotiv montaj fabrikası 1925-1944. Tarih ve Toplum Yeni Yaklaşımlar, 12, 71-93.

Parla, J. (2003). Car Narratives: A Subgenre in Turkish Novel Writing. The South Atlantic Quarterly, 102: 2/3, 535-550.

Sansürlü Filmler! (2010, Mart 26). Mynet Haber. https://web.archive.org/web/20100326135054/http://haber.mynet.com/detay/foto-analiz/sansurlu-filmler/501842/13#haber-baslik (Erişim: 26.04.2022).

Tekeli, İ. & Kuyaş, A. (2000). Araba Sevdası. Cogito Oto-mobil: Bir Röntgen Denemesi, 24, 96-106.

Togg’da heyecan dorukta! Tesisler tamamlanmak üzere. (2022, Nisan 18). Hürriyet. https://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/toggda-heyecan-dorukta-tesisler-tamamlanmak-uzere-42045769 (Erişim: 26.04.2022).

Topçu, S. (2020). Erdoğan’ın uçak filosu Almanya ve Fransa gibi ülkelerden daha büyük! Lüks uçak ve araba saltanatı 1. Bölüm. https://www.semranindefteri.com/2020/01/13/erdogan-ucak-filosu-almanya-ve-fransa-gibi-ulkelerden-daha-buyuk-luks-ucak-ve-araba-saltanati-1-bolum/ (Erişim: 26.04.2022).

Türkiye’nin ilk elektrikli yerli otomobili 2017’de yollarda olacak. (2014, Ocak 19). Milliyet. https://www.milliyet.com.tr/ekonomi/turkiyenin-ilk-elektrikli-yerli-otomobili-2017de-yola-cikacak-1824165 (Erişim: 26.04.2022).

Yavuz, Ş. (2015). Erkekliğin Tutkulu Hali: Tofaş Modifiye Gençliği. Masculinities: A Journal of Identity and Culture, 4, 70-104.

‘Yenikapı’da sergilenen araçlar Albayrak’ın damadına ait’ iddiası. (2019, Eylül 6). Birgün. https://www.birgun.net/haber/yenikapi-da-sergilenen-araclar-albayrak-in-damadina-ait-iddiasi-267505 (Erişim: 26.04.2022).

Kapak görseli: Fritz Müller’in Anadolu gezisi sırasında bozulan otomobili yanında lastikle ilgilenen işçiler ve bir jandarma. Kaynak: © SLUB / Deutsche Fotothek / Fotoğraf: Müller, Fritz []

DİPNOTLAR
  1. Tolga Örnek’in yazıp yönettiği, 2008 yapımı Devrim Arabaları filminden bir replik.
  2. Pek çok ünlü ismin klasik araba merakı olduğu biliniyor. Klasik araba koleksiyonu denilince akla gelen ilk isimler Cem Yılmaz ve Rahmi Koç’tur. Cem Yılmaz özellikle klasik Mercedes meraklısıdır. Rahmi Koç ise 1898 model buharlı bir otomobilin de bulunduğu koleksiyonunu bir müzede sergiliyor. Klasik araba meraklısı diğer ünlülerden bazıları Şevket Çoruh, Kenan Doğulu, Erkan Can, Kıvanç Tatlıtuğ’dur. Klasik araba yüksek fiyatı, bakımının masraflı olması ve bu arabalara sahip ünlülerin basında sıklıkla yer bulmasının simgesel anlamlarıyla bir zenginlik ve statü göstergesi olarak kodlanır.
  3. Kamyon arkası yazılarıyla ilgili bkz. Üstündağ, M. (2007). Kamyon Arkası Yazıları. İstanbul: Horoz Lojistik.
  4. Dünyanın başka yerlerinde olduğu gibi Türkiye’de de Volkswagen (VW) Fan Kulüpleri kurulmuştur. 1992’de İzmir’de Levent Aker öncülüğünde, 1993’te İstanbul’da Cem Çobanlı ve Gökhan Atılgan’ın öncülüğünde toplanmaya başlayan Vosvosçular, ilerleyen zamanda VW Fan Club’ı kurmuşlardır. İlki 1995 yılında düzenlenen Ordu Vosvos Şenliği, sonraki yıllarda uluslararası bir kimlik kazanmıştır.
  5. Hatta Atatürk’ün bile bu konuda bir sözü olduğu rivayet edilir. Ne zaman nerede söylediği bilinmese de neredeyse bütün otogarlarda, Otomobilciler ve Taşımacılar Odaları’nda ve dergilerinde rastlanır bu söze: “Türk şoförü en asil duygunun insanıdır!”
  6. Otomobilli şarkılar üzerine bir köşe yazısı için bkz. Meriç, M. (2017). Otomobil Uçar Gider. https://www.gazeteduvar.com.tr/yazarlar/2017/11/05/otomobil-ucar-gider

İLGİLİ NESNELER