KİMLİK
ELÇİN AKTOPRAK

İÇERİK

Giriş

İşaret parmağım ile baş parmağım arasında bir boyutu olan pembe nüfus cüzdanımı ne zaman yanımda taşımaya başladığımı hatırlamıyorum; ama, babamın “Bakkala bile çıksan hüviyetin yanında olsun,” sözü hep aklımda. Niyeydi bu tembih? Herkes kim olduğumu bilsin diye mi? Ah keşke… Başıma bir şey gelirse –ölürsem, kaza geçirirsem– ya da en önemlisi, yolda polis, bekçi durdurursa, devlet kim olduğumu hemencecik bilsin, zahmete girmesin diye…

Bu yüzden hâlâ, bakkala bile çıksam yanıma alırım kimliğimi. Rengi değişti, soyadım ve kütüğüm değişti, sonra bir daha değişti, vatandaşlık numaraları ezberlendi; ama, cüzdanımın en gözden kaçmaz cebindeki yeri değişmedi kendisinin.

Tanım

Kimliklerimiz, toplumsal cinsiyetimizden tutulan futbol takımına, ulusal kimliğimizden dinlere kadar, sosyal olarak inşa edilir. Bir kişinin birden çok kimliği vardır; ama, hiçbiri sabit değildir. Sosyal kimliklerimizin inşası süreklilik içerir. İroniktir, kimliklerimiz bu kadar değişime açıkken, bizim bu bölümde asıl olarak ele alacağımız kimlik kartı bir sabitlik sembolü olarak hayatımızda yer eder. Tam da bu noktada, kimlik denildiğinde küçük yaştan itibaren aklımıza neden ilk önce kimlik kartı geldiğinin, bu özdeşliğin nasıl kurulduğunun altını çizerek başlamak yerinde olacaktır; çünkü, devletin kimlik inşasındaki hem açık hem de örtük gücü ortadadır ve kimlik kartını “sabit” kılma çabası da yine devlete aittir.

Türkcan ve Bozkurt’un bir ilkokulun dördüncü sınıf şubesinde yaptıkları araştırmada, öğrencilerin yarıdan fazlasının “kimliği resmedin” denildiğinde nüfus cüzdanı çizdikleri görülüyor (2015: 1509). Bu çalışmayı okuduktan sonra dördüncü sınıfı yeni bitiren oğluma döndüm ben de. “Kimlik denilince aklına ne geliyor?” diye sordum. Cevabı, “kimlik”i bu çalışmaya dahil etmemizin özeti gibiydi: “İnsanı belirten kart.”

Hangi insanı, kime belirten bir kart? Bu kartta insanın hangi nitelikleri belirtiliyor? Bu kartı kim, ne zaman ve niçin veriyor? Bu kartı veren içeriğine karışıyor mu? Ya kartım yoksa ne olur? Ya da kim bu kartı benden alabilir? Kartım olmazsa ben insan değil miyim?

Bu soruları açmadan basit tanımımızla başlayalım. İster bugün küresel bağlamdaki genel geçer adıyla kimlik kartı (identity card) diyelim, ister hüviyet, ister nüfus cüzdanı ya da istersek hâlâ kafa kağıdı… Kimlik kartı, devlet ile birey arasındaki ilişkinin statüsünün somut bir sembolü ve göstergesidir; yani bir bireyin o devletin vatandaşı olup olmadığını bize, elimizde boyutu giderek ufalan; ama, anlamını hiç kaybetmeyen bu kartlar gösterir.

Devletler, vatandaşlık bağını ya soya bağlı (jus sanguis) ya doğum yerine (jus soli) göre tanıyagelmişlerdir ya da 5901 sayılı T.C. Vatandaşlığı Kanunu’nda düzenlendiği gibi hem soy bağını hem de doğum yerini kapsayacak şekilde. Türkiye’de doğum yerinin esas alınmasının şartları varken; Türkiye’den Miami’ye yapılan doğum turları, ABD’de, vatandaşlık için şartsız bir şekilde doğum yeri esas alındığı içindir mesela. Money talks. Tabii sonradan kazanmak da mümkün bir vatandaşlığı. Her devlet ayrıntılı olarak belirtir gerekli şartları. Ama tam da girişte vurgulamamız gereken, her şey gibi tüm dünyada vatandaşlığın da metalaşmasıdır. Kısaca şöyle belirtelim: Vatandaşı olmak istediğiniz ülkeye yatırım yapacağınızı kanıtlarsanız, bu paranız da olabilir, nitelikli iş gücünüz de, vatandaş olmak için doldurduğunuz kağıt öbekleri hızla eriyebilir, seneler bir geceye inebilir.1

Bu başlık altında bizim asıl üzerinde duracağımız boyutsa, modern dönemde devlet ve birey arasındaki kimlik kartı bağının, tebaanın vatandaşa dönmesinin sembolü olduğu için ulus-inşa politikalarıyla yakından ilgili olmasıdır. Yukarıdaki gibi “maddi” istisnalar, kaideyi pek bozmaz. Çünkü, zaten her vatandaş sadece kağıt üstünde eşittir. Kimlik kartı da sembolik olarak her vatandaşın “eşitliğini” vurgulasa da, kartın kütük, isim, cinsiyet, din haneleri gibi ayrıntıları kimin “makbul vatandaş” (Üstel, 2004) olduğunu kodlamak için gereklidir. Makbul olmayanın “ulusa” tehdit olarak kabulü de yine bu 100 senenin özetidir.

Kafa Kağıdından Kimlik Kartına

I am text block. Click edit button to change this text. Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipiscing elit. Ut elit tellus, luctus nec ullamcorper mattis, pulvinar dapibus leo.

Vatandaşlık, bir bireyin başka bir birey veya grupla değil, devlet fikriyle bağını tanımlar ve sadece yasal bir statü olmanın ötesinde bir vatandaş olarak sosyal, siyasal, kültürel haklarınızı belirlediği kadar, siyasal ve kamusal alanla kurduğunuz ilişkiyi de ifade eder (Heater, 2007: 10). Kimlik kartı, bu noktada, hem bilim kurgu filmlerindeki kilitli kapıları açan cisimdir hem de bazı kapıların yüzünüze kapanmasına neden olan bir engel.

Lakin, devlet kapılarına gelmeden önce mesele, devletin bu kapılara gelen bireylere olan ilgisinin içeriğinin değişmesinde başlar. 18. yüzyıldan itibaren devletler kendi sınırları içindeki bireylerin hem kim olduklarıyla –nasıl ve ne olarak tanımlandıklarıyla– hem de doğum, ölüm, göç, salgın hastalık gibi istatistiklerle ilgilenmeye başlar. Artık bu kavramlar, iktidarın kontrol mekanizmasının anahtarları olmaya başlayacaktır. Modernleşen devlet, kapitalist sistemin gerektirdiği düzene nüfusu kaydederek, sayısını tutarak, sınırları içindeki bireylerin her birini tek tek gözetim altına almaya başlayarak uyacaktır (Foucault, 2003). Ezcümle, kapı ve kilitten önce anahtarlar hazırdır; kimlik kartı bu anahtarların hangisinin, hangi kapıyı açacağını gösteren bir aracıdır.

“Şehbenderlikler: Dersaadet’e gidecek olan Vasil Kosta Kopanos’a verilen mürur tezkiresi”. Kaynak: T. C. Cumhurbaşkanlığı Osmanlı Arşivi,
HR.SFR.04.. (13.09.1895)

Türkiye’de de modernleşme sürecinin ve buna bağlı olarak önce tebaanın, sonra da vatandaşın daha sıkı kontrol altına alınmasının izini, II. Mahmut zamanında çıkarılan mürur teskeresinden (seyahat vesikası), bugün dijital kimlik kartına uzanan yolda sürmek mümkündür.

Osmanlı’da ilk nüfus sayımı da yine II. Mahmut döneminde zorunlu askerliğin “erkek sayısını bilme” gerekliliğiyle 1831-1838 arası gibi uzun bir zaman aralığında ve eksik bir şekilde yapılacaktır (Zürcher, 2015: 91, 96). “Mecidiye” denilen ve elbette sadece erkeklere verilen ilk kimlik belgelerinin tarihiyse 1845’tir. Rivayete göre, erkekler, bu boyutu epeyce büyük belgeyi feslerinin altında taşımaya başladıklarından, o günden bugüne kimlik belgesi bu topraklarda “kafa kâğıdı” olarak bilinecektir.

Nüfusu “daha iyi bilmek” gerekliliği Osmanlı çözüldükçe artacaktır. 1881’de ortak esaslara bağlı nüfus kayıt sistemi, “Nüfus Sicili Nizamnamesi” adıyla yürürlüğe girer. 1891’de Babıali İstatistik Dairesi, sayım ve nüfus kaydı işlerini bünyesinde toplarken artık nüfus defterine kaydedilen herkese de bir nüfus tezkeresi verilmeye başlanacaktır (Tuğluoğlu, 2012: 60’tan akt. Karpat, 2010: 102-103).  Elbette bu işler Osmanlı dağılırken aksak ve eksik ilerler. 1905’te ilk kez düzenlenen nüfus kütükleri ve II. Meşrutiyet’le birlikte, tam savaş öncesinde çıkarılan 1914 tarihli “Sicili Nüfus Kanunu” için de bu durum geçerlidir. Lakin önemli not, artık bu kanunla birlikte tüm Osmanlı vatandaşlarına padişah tuğrası ve ay yıldız basılı “hüviyet cüzdanı”nın verilmesinin uygun görülmesidir. İşte bu hüviyet cüzdanı, Osmanlı döneminde bugünkü kimlik belgelerine en yakın olandır; çünkü, mülk edinmekten kamu hizmetine girişe ve okula kaydolmaya, emekli maaşını hak etmekten pasaport ve evlilik işlerine kadar her yerde, bu hüviyet cüzdanını gösterme şartı getirilmiştir.

Rester Hrafim’e ait tezkire-i Osmani. Kaynak: T. C. Cumhurbaşkanlığı Osmanlı Arşivi, HR.SFR.04 714/70 (24.08.1884)
Rester Hrafim’e ait tezkire-i Osmani [Arka Sayfa] Kaynak: T. C. Cumhurbaşkanlığı Osmanlı Arşivi, HR.SFR.04 714/70 (24.08.1884)

100 seneye Osmanlı’dan başlamanın bir nedeni de, cumhuriyetin ilk yıllarında nüfus işlerinin icrasında, bu 1914 Sicili Nüfus Kanunu’nun temel alınmasıdır (Çakmak, 2009: 91). 1927’de yapılan ilk nüfus sayımının ardından hüviyet cüzdanları, 1928’e kadar Arapça, sonrasında Latin harfleriyle basılarak verilmeye devam edilir. Bu sayfalar dolusu hüviyetlerde, kişinin mesleğinden mevcut bir hastalığının/sakatlığının olup olmadığına, dininden mezhebine kadar her bilgi yer almaktadır. 2

Hürriyet gazetesinde 18 Ocak 1972 tarihli nüfus kanunu değişimiyle ilgili haber Kaynak: Geçmiş Gazete []

Hüviyet cüzdanının, “T.C. Nüfus Cüzdanı” olarak adlandırılması, 1972 yılına dayanır. O meşhur pembe ve mavi renklere kavuşması ise 1976’da olur. Sonra yine epey bir süre karışmaz kimse bu cüzdanlara; ama, 2000’ler artık farklı, dijital bir dönemdir. Bankaların bizi kredi kartlarıyla yönettikleri gibi devletler de dijital kimlik kartlarıyla bu kontrol mekanizmasına hızla adım atmışlardır. Türkiye’de 2016’da yapılan bir kanun değişikliği, nüfus cüzdanı ifadesi yerine kimlik kartı ifadesini getirirken; 2017’deki bir başka değişiklikle de dijital kimlik dönemi başlar.

2017’den beri de hızla kartlarımız –neyse ki pembe-mavi renklerini kaybederek– ortak bir renge bürünmüş, boyutu da giderek küçülmüştür. Aşıyla değil; ama, kartlarımızla bize çip takıldığını söylemek de, yeni kimlik kartınızı elinize aldığınızda gördüğünüz gibi, gayet mümkündür. Her birimize verilen T.C. kimlik numarası da, artık kamusal ve/veya özel alandaki nerdeyse her eylemimizde, adeta alın yazısı gibi hep bizimledir.

O zaman en baştan başlayalım mı?

Soyadınız

Aktoprak. Büyükbabam, daha bebekken Selanik ili Langaza kazasının Aktoprak köyünden tüm ailesiyle birlikte mübadeleyle gelmiş, Pek çok göçmen aile gibi memleket ismini, soyadı olarak taşımışlar günümüze. Ya ismi Rumca olan bir köyden gelselerdi? Çünkü 1934 soyadı Kanunu’nun yedinci maddesine göre yabancı ırk ve millet isimleri soyadı olarak yasaktı. Kürtler de düşünülmüştü elbette ve aynı kanunun sekizinci maddesine göre bir aşiret ya da kabileye ilişik soyadları da kullanılamazdı. Başka ırk, halk derken; Türk hariç tabii. Bütün Kürt coğrafyasında bir sürü “Türk” soyadı, tesadüf değil bu yüzden. Başta Mustafa Kemal, 1934’te kendisine Atatürk soyadını seçecekti. Bir soyadı, bir ulusun inşasında nelere kadirdi?

Soyadı Kanunu’ndan sonraki soyadı seçme sürecine dair gazete haberi Kaynak: Son Posta no. 1569 (14.12.1934), s. 1

Doğum Tarihi

Büyüyüp onyedine geldiğinde
Büyü de baban sana
İdamlar alacak
Gülten Akın

Babam doğduğum günü, heyecandan, ayın 30’u yerine 29’u olarak kaydettirmiş nüfusa. Fark, bir gün. Kardeşiyle arasında beş ay fark olanlar var: Bir kez gidilince nüfus müdürlüğüne, çoğu zaman ilkokul öncesi, hep beraber toplu kayıt. Annenin veya ebenin tarih tarifine göre konulan doğum tarihleri yoksa eğer kayıtta, mesela ekinler sararınca doğdun demediyse kimse, 1 Ocak, nüfusun önemli bir kısmının doğum günü olarak kayıtlarda. Ama keşke bu yazdığım naiflikte kalsa doğum tarihi…

Ya yaşı büyütülerek işe koşulanlar, çocuk gelin olanlar… Ya bir gecede yaşı büyültülerek 17’sinde idama gönderilen Erdal Eren…

Cinsiyetiniz

Yeni kartlarda İngilizcesi bile var, hem de gender diye çevrilmiş. Ya “E/M” yazıyor ya “K/F.”

“Ama sen kimlikte erkeksin.”
Uluslararası bir sorun elbet. Türkiye dahil pek çok ülkede kimlik sistemleri cinsiyet verisi toplamaya adeta meftun; ama sadece iki cinsiyet üzerinden belirlenen kategori, başta translar olmak üzere tüm LGBTQ+’lar için eğitimden, sağlıktan ve diğer kamu hizmetlerinden yararlanırken –ya da tam da bu nedenle yararlanamazken– ayrımcılığın yapı taşlarından biri.

Öte yandan Türkiye’de, özellikle geçmişte Bülent Ersoy üzerinden anaakımın pembe kimlik haberlerinden de hatırlanacağı gibi, cinsiyet değiştirenlerin ya kadın ya erkek olma koşuluyla kimlik kartlarındaki cinsiyet hanesini Türk Medeni Kanunu’nun 40. maddesine göre değiştirmeleri mümkün. Mümkün de kolay mı? Haşa. 18 yaşında olmalı, evli olmamalı, bu değişikliğin gerekliliğini ve üreme yeteneğinden yoksun olduğunu sağlık raporuyla onaylatmalı.

Yani öyle devlet kabul etmeden, kim isen o olamazsın. Cinsiyet de değiştireceksen, kontrol altında ve iki kategoriden biri. O kadar.

10 Haziran 1988 tarihli Hürriyet gazetesinde Bülent Ersoy’un yeni kimliğiyle ilgili haber. Kaynak: Geçmiş Gazete []

Medeni Haliniz

Medeni haliniz, kimlik kartı için son derece önemli bir bilgidir; özellikle de kadınsanız. Sonuçta erkek egemen bir sistemde, evlendiğiniz anda kütüğünüz, birden “babanız”dan “kocanız”a geçer; başka bir soyağacına dahil oluverirsiniz. Artık çocuklarınızla birlikte kocanızın soyunu devam ettirme yoluna dahil oluvermişsinizdir. Bu nedenle, eğer yazılı bir başvuru yapmazsanız, doğrudan kocanızın soyadı kimliğinizde yerini alır; yaparsanız hem baba hem koca soyadı birlikte kimliğinizdedir.

Yeni dijital kimlik kartlarıyla artık medeni hal sekmesi kalktı neyse ki; ama, bilgisi devletin elinde saklı. Eskiden boşandıktan sonra ilk soyadınıza “dul” yenilemesiyle geri dönerken, şimdi bu “dulluk” bilgisi devlette saklı. Artık “evli,” “bekar,” “dul” ibareleri, kimliğinizi gösterdiğiniz anda karşı tarafın bilgisine sunulmuyor; ama, T.C. numaranızı verdiğiniz devlet kurumu memuru, yine bir tıkla bu bilgilere ulaşabilir. Yani, kimlikte görünür olmaması, devletin kimliğinizi takip etmediği anlamına gelmez, bir sonraki başlıkta da görüleceği gibi.

Ya Dininiz

Türkiye’de yıllardır sorun olan din hanesinin, artık kimlik kartlarında bulunmadığı bilgisiyle başlayalım. Üstelik nüfus kaydınızdaki din hanesini, e-devlet üzerinden başvuruyla değiştirmek de mümkün. Ama bir önceki bölümde bıraktığımız cümleden devam edersek, din hanesinin görünür olmaması, devletin bunu kontrol etmediği anlamına gelmez. Hem resmi makamların açıklamaları hem de açılan dava süreçleri göstermiştir ki, bu bilgi, yeni dijital kimlik kartının çipinde yer almaya devam ediyor. “Kanunda öngörülen hallerde,” yetkili kurumlar, inanca dair bilgileri kişilerin açık rızası aranmaksızın işleyebilecek (Özenç, 2019: 37-38). Din hanesini boş bırakmanın veya değiştirmenin de yine aynı kontrol mekanizması içinde işlediğini belirtmeye gerek bile yok.

Türkiye’nin 1923 Lozan Antlaşması’ndan beri sadece gayrimüslimleri resmî azınlık olarak tanımlaması da bu haneyi, Türkiye’deki gayrimüslim vatandaşlar için ayrıca önemli kılmaktadır. Kimlik belgeleriyle vatandaşlar arasında kurulan “eşitliğin” yine kimlik bilgileriyle ulusun makbul vatandaşlarını bir yana, ötekileri diğer tarafa koymasının en can alıcı örneklerini, T.C. vatandaşı gayrimüslimler yaşamış ve yaşamaktadır. 1924 Anayasası yapılırken 88. maddenin taslağı “Türkiye ahalisine, din ve ırk farkı olmaksızın Türk ıtlak olunur [denir]” biçimindeyken, görüşmeler sırasında iki kelime eklenir ve madde şöyle kesinleşir: “Türkiye ahalisine din ve ırk farkı olmaksızın vatandaşlık itibarıyla Türk ıtlak olunur.” Mesut Yeğen’in belirttiği gibi buradaki iki kelimenin, yani “vatandaşlık itibarıyla” kelimelerinin eklenmesinin sebebi, gayrimüslim vatandaşların “Türk”ün dışında düşünülmesidir (Yeğen, 2002: 210). Bu kabul günümüzde de devam etmektedir; Türkiye’de gayrimüslimler her tür Türk milliyetçiliğinin kurucu ötekisidir (Aktoprak, 2010).

Dr. Rıza Nur, anılarında, Lozan’da Alevilerin de azınlık sayılmaması için din yerine azınlık tanımının gayrimüslim olarak belirlendiğini söylemiştir. Bu noktada bir dönem her gayrimüslim cemaatin ve Alevilerin ayrı kodlarla mimlendiği haberlerini hatırlamak gereklidir.4 Hatırlanması gereken bir diğer nokta da cumhuriyetin kuruluş dönemindeki o sayfalar dolusu hüviyet cüzdanının dinin yanı sıra mezhep bilgisini de içermesi ve Aleviliğin burada açık bir fişleme olarak karşımıza çıkmasıdır.

Özetle, “Din: İslam” Türkiye’de resmî ideolojinin ulus inşa sürecinde gayrimüslimlere yönelik ayrımcılık, Müslüman olan ve/veya olması beklenen/olduğunu kabul eden etnik ve dinsel gruplara yönelik de fişleme ve asimilasyon politikalarının hem tipik bir aracı hem de en tipik göstergesidir.

Hüviyet cüzdanı. Kaynak: “Tarihi nüfus cüzdanı: Dini: İslam, mezhebi: Alevi” CNN Türk [Çevrimiçi Edisyon] (03.05.2015) []

Kütük Nere Kardeşim?

Hemşehrim memleket nire?
Bu dünya benim memleket
Hayır anlamadın, hemşehrim esas memleket nire?
Bu dünya benim memleket.5

Bu, memleket nere ve/veya kütük nere kardeşim sorusu Türkiye gibi hemşehrilik bağlarının çok güçlü korunduğu bir ülkede hiçbirimize yabancı değildir. Ama çok da masum bir soru değildir çoğu zaman. Soyu sorar çünkü. Nereden geldiğine bağlı olarak seninle ilişkisine yön verecektir soran kişi. Hatta bazen sormadan, nüfus cüzdanını eline aldığında karar verir. Diyelim ki mahalle, Edirne’de bilinen bir Roman mahallesi. Her şey yolunda giderken alınmadın işe. Acaba niye?

Dijital kimliklerde artık bağlı bulunduğu il-ilçe, doğum yeri, aile no, cilt no gibi bilgiler görünür değil tabii. Ama o çip yok mu? İşte o çip tüm bu bilgileri hâlâ içeriyor.

Değerlendirme

Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığımı, devletle ilişkimin hukuki statüsünü simgeleyen bu kart, aynı zamanda benim diğer vatandaşlarla eşitliğimin de göstergesi mi şimdi?

1990’larda Diyarbakır’a gidiyorum mesela, otobüsü gecenin bir yarısı durdurdu asker, çıkarın kimlikleri dedi… Ya da günümüzden olsun örnek: Pek çok ulaşım aracına bilet alırken, zaten T.C. numaralarımızı sisteme girerek yapılan GBT kontrolü. Muhalifim mesela, atmış beni KHK ile iktidar, yıllarca emek verdiğim devlet kurumundan. Gittim başka iş kapısına, aldılar kartımı. Okuttular T.C. numaramı. Orada bitti kapının eşitliği. Bir medeni ölüm çağrısının bekçisine dönüştü kartım.

En başa dönelim; hani benim “insanlığımı belirten kart”tı. Kartı veren insanlığımın sınırlarını nasıl belirledi, beni nasıl denetledi?

Uzun hak mücadelelerinin kazanımlarıyla parasız eğitim, parasız sağlık hizmeti hani bu kartla açılıyordu bana? Hadi diyelim, sosyal, siyasal, kültürel ve ekonomik hak kazanımlarım, neoliberal dehlizlerde giderek daraldı, peki yeniden genişletme mücadelesinde kimlik kartım ne anlam ifade ediyor?

100 yıl sonra, kimlik kartındaki her bilgiye dair sorunlar devam ediyor; çünkü, eşit ve özgür vatandaşlık meselesi devam ediyor. Çünkü vatandaşlık, özellikle Türkiye gibi milliyetçilikle hemhal edilmiş ülkelerde, aynı zamanda önemli bir gerilim hattı (Üstel, 1999: 80). İstediğim ismi koyamam, istediğim soyadını alamam. Din hanem kontrol altında, medeni halim, hele de kadınsam ya da cinsiyet değiştirme yolunda bir trans isem devletimiz için son derece mühim. Kütük kontrol altında. Vatandaşım; ama, ben devleti denetleyemiyorum bir türlü, benim kurduğum ve oluşturduğum, bensiz bir “hiç” olan devlet, beni gözetim ve kontrol altında tutmaya devam ediyor. Kimlik kartım, devasa boyuttaki hüviyetten dijital kimlik kartlarına geçen süreçte, artan teknolojiyle birlikte iktidarın artan gözetim ve denetim mekanizmasının çizdiği sınırlar içinde bir eşitlik hayalinin sembolü. Öte yandan eşitlik hayalini gerçeğe dönüştürmek de bizim mücadelemiz.
Bakkala çıkıyorum, hüviyetim cebimde…

KAYNAKÇA

Aktoprak, E. (2010), Devletler ve Ulusları: Batı Avrupa’da Milliyetçilik ve Ulusal Azınlık Sorunları. Ankara: Tan.

Çakmak, F. (2009). Cumhuriyet’in İlk Yıllarında Nüfusu Kayıt Altına Almaya Yönelik Girişimler. Çağdaş Türkiye Tarihi Araştırmaları Dergisi, VIII (18/19), 89-115.

Ender, R. (2016). İsmiyle Yaşamak. İstanbul: İletişim.

Foucault, M. (2003). İktidarın Gözü. I. Ergüden (Çev.). İstanbul: Ayrıntı.

Heater, D. (2007). Yurttaşlığın Kısa Tarihi.. M.Delikara Üst (Çev.). Ankara: İmge.

Türkcan, B. & Bozkurt, M. (2015). İlkokul Öğrencilerinin Sosyal Bilgiler Dersi Bağlamında Kimlik, Kültür ve Yurttaşlık Algıları. Turkish Studies, 10(11), 1501-1526.

Özenç, B. (2019). İnancını Açıklama Hakkı Açısından Türkiye Cumhuriyeti Kimlik Kartlarındaki Din Hanesi. TBB Dergisi, 141, 9-42.

Yeğen, M. (2002). Yurttaşlık ve Türklük. Toplum ve Bilim, 93, 200-217.

Tuğluoğlu, F. (2012). Türkiye Cumhuriyeti’nin İkinci Nüfus Sayimi: 20 İlkteşrin 1935. Ne Bir Eksik Ne Bir Fazla. Journal Of Modern Turkish History Studies, XII/25, 55-78.

Turna, N. (2013). 19. Y.Y.’dan 20. Y.Y.’a Osmanlı Topraklarında Seyahat, Göç ve Asayiş Belgeleri: Mürûr Tezkereleri. İstanbul: Kaktüs.

Üstel, F. (1999). Yurttaşlık ve Demokrasi. Ankara: Dost.
Yurttaşlık Ne Alemde? (2021). Cogito, 102.

Zürcher, E. J. (2015). Osmanlı İmparatorluğu’ndan Atatürk Türkiyesi’ne Bir Ulusun İnşası. İstanbul: Akılçelen.

Kapak görseli: 24.02.1961 tarihinde Hatice Sabiha Bozcalı adına düzenlenen hüviyet cüzdanı. Kaynak: Salt Araştırma, Sabiha Rüştü Bozcalı Arşivi / SRBRE04 []

DİPNOTLAR
  1. Bkz. 5901 Sayılı T.C. Vatandaşlığı Kanunu Madde 12 (a). https://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/1.5.5901.pdf
  2. Hüviyet cüzdanları, vatandaşın “kim” olduğunun belirlenmesine ilişkin cumhuriyetin en önemli ilk düzenlemesiyse; aşağıda daha ayrıntılı ele alacağım 1934 “Soyadı Kanunu,” bir diğer önemli düzenleme olacaktır.
  3. https://bianet.org/1/137/260949-aym-ye-gore-w-harfi-iceren-isimlerin-yasaklanmasi-ihlal-degil
  4. https://t24.com.tr/haber/yerli-yabancilar-olarak-gayrimuslimlerin-vatandaslik-halleri,236839
  5. Barış Manço, Hemşehrim Memleket Nire?

İLGİLİ NESNELER