APARTMAN
ULAŞ BAYRAKTAR

İÇERİK

GİRİŞ

Lüküs Hayat müzikalinin en meşhur kantosu “Şişli’de bir apartman, yoksa eğer halin yaman” diye başlar. Apartmanın zamanında lüks bir hayatla özdeş olduğu bilgisi bir asırlık cumhuriyet tarihinde bu konut tipinin işlevinin ve imajının ne kadar değiştiğine dair bir fikir veriyor olabilir. Gelin apartmanın cumhuriyetin asırlık tarihindeki serencamının izini birlikte sürelim.

Apartman kelimesi ilk bakışta çok katlı bir konut tipini düşündürse de aslında konutun kat sayısından çok parçalı ve farklılıklardan müteşekkil oluşuna işaret eder. Nitekim Nişanyan Sözlüğü’ne göre apartman kelimesi, “konut içinde müstakil daire” anlamına gelen Fransızca appartement sözcüğünden alıntıdır. Fransızca kelimenin kökenine indiğimizde Latince “pay” anlamındaki pars/part’dan türemiş ve “paylaştırmak, hisselendirmek” anlamına gelen appartire’den geldiğini görüyoruz. Apartman bu anlamda müstakil paylara bölünmüş ortak bir konutu ifade ediyor.

Yeni bir konut tipi olarak apartmanın ortaya çıkışında Sanayi Devrimi, birkaç açıdan temel etkendi. Demirin, çeliğin ve camın işlenmesi ve mimaride kullanılmaya başlanması, fabrikaların ortaya çıkışı ile konut-iş yeri ayrımının doğması, kentlerin işgücü ihtiyacı ile kırsaldaki işsizlik sonucu kentlere yönelik göç hareketleri ve ulaşım imkânlarının gelişmesi ile kolaylaşan seyahat olanakları, kentlerde nüfusun yoğunlaşmasına ve dolayısıyla konut talebinin artmasına sebep oldu (Ünsal, 2019). Belli bir parsel üzerinde farklı ailelerin birlikte yaşayabildiği çok katlı konutların belirmesi, işte bu dinamikler sonucu kentlere gelen düşük gelirli grupların barınma ihtiyacının karşılanmasında temel çözüm yöntemiydi.

Osmanlı İmparatorluğu’nda İlk Apartmanlar

19. yüzyıldan itibaren Osmanlı İmparatorluğu’nda apartmanların ortaya çıkmasında ise bambaşka bir süreç yaşandı. Avrupa’da yoksul kesimlerin konutu olarak yaygınlaşan apartman, İstanbul’da varsıl kesimin Batılı yaşam tarzını benimsemesinin bir sembolü gibi görüldü. Kentin ilk apartmanlarını hatırlayacak olursak bu konut tipinin nasıl bir servet ve prestij sembolü olduğunu rahatlıkla anlayabiliriz. II. Abdülhamit döneminin en zengin devlet adamlarından biri olan ve Mabeyin Başkâtibi Eğribozlu Sarıca Ragıp Paşa tarafından yaptırılan Ragıp Paşa Apartmanı, Mısırlı Abbas Halim Paşa’nın kışlık konak olarak Hoysep Aznavuryan’a, malzemelerin çoğunu Fransa’dan getirterek Beyoğlu’nda inşa ettirdiği Mısır Apartmanı, Belçika kökenli tüccar ve banker Albert Helbig tarafından yaptırılan Doğan Apartmanı, Abdülhamit’in Hollandalı terzisi Jean Botter için yaptırılan Botter Apartmanı, İstanbul’un en zengin ve sosyetik ailesi sayılan Lübnan kökenli Frej’lerin Frej Apartmanı gibi.

1970’li yıllardan 1998’e kadar İstanbul’da Rum mirasının izlerini çektiği 5000’inden fazla fotoğrafla belgeleyen Eleonora Arhelaou’nun objektifinden Mısır Apartmanı, 1997. Kaynak: Salt Araştırma, Eleonora Arhelaou Koleksiyonu / ELARH0015/29 [https://bit.ly/3FJPngh]

Ailesiyle, İsmiyle Apartmanlar

Görüldüğü gibi apartmanların bu topraklarda ortaya çıkışı, Avrupa’dakinin aksine sosyo-ekonomik bir ihtiyaçtan ziyade zenginlik temsiliyle ilişkiliydi. Apartmanları inşa edenler ve buralarda yaşayanlar ilkin aynı ailenin mensuplarıydı. Planından malzemesine, görünüşünden konumuna kadar güzelliği ve niteliği ile ailenin şan ve şerefinin bir göstergesi ve bileşeni sayılıyordu apartmanlar.

Kaybolan Şehrin Apartman Tabelaları
Cevdet Mehmet Kösemen’in el yapımı apartman tabelalarını bir araya getirdiği kitaptan bir sayfa. Kaynak: C. M. Kosemen [Blog], Books [=Kitaplar] Bölümü [https://bit.ly/3E2QBSM]

Cevdet Mehmet Kösemen İstanbul’un 15 semtini arşınlayarak, apartman isim tabelalarını fotoğraflar ve arşivler. İsimlerin ve tabelaların geçirdiği evrim, aslında şehrin geçirdiği dönüşümün vesikasını oluşturur. Kösemen bu tarihsel okumayı iki cilt halinde 2000 yılında Kaybolan Şehir: İstanbul’un El Yapımı Apartman Tabelaları başlığıyla yayımlar.

Konaktan apartmana geçiş çekirdek aile ile geleneksel aileyi buluşturan bir ara çözüm gibi görünüyordu. Nitekim Orhan Pamuk’un ilk romanı Cevdet Bey ve Oğulları’nın üçüncü bölümü Işıkçı Konağı’nın yerine yapılan Işıkçı Apartmanı’nda geçer ve aile üyelerinin birbirlerinden koparak geleneksel yaşama dair izlerin nasıl silindiğini hikâye eder (Erdoğan & Birol, 2021: 1569).

Işıkçı Apartmanı’nda gördüğümüz gibi dünyada pek benzeri olmayan apartmanlara isim verme geleneğinin de binaların ailelerle özdeşliği ile ilgisi olması hayli muhtemel. Hâlâ devam eden bu geleneği Nazım Hikmet, 22 Aralık 1934 tarihli Akşam gazetesinde Orhan Selim mahlası ile yazdığı yazıyla sert bir şekilde eleştirir. Böyle hanımlı, beyli isimler taşıyan “apartmanların arasına düşünce, kadınları dekolte, erkekleri smokinli bir salona girmiş gibi” hisseden şair, apartmana numara yerine isim verme görgüsüzlüğünü “evinizdeki maruken koltuğun boynuna bir yafta geçirip “Güneş” adını takmak” kadar komik bir yakışıksızlık olarak niteler.

Orhan Selim [=Nazım Hikmet Ran]. “Görmemişin Oğlu…” Akşam no. 5812 (22.12.1934), s.1.

Sosyal İşlevli Apartmanlar

Yine de Avrupa’da olduğu gibi apartmanların sosyal işlev gördüğü birkaç örnek de vardı elbette. Örneğin Haydarpaşa Garı’nın inşaatında çalışan Alman ve İtalyan işçiler için iki ayrı apartman inşa edilmişti. 1909 yılında, Levi Kehribarcı tarafından yaptırılan Valpreda Apartmanı, 7 katlı ve 14 daireli olarak inşaatta çalışan İtalyan taş işçileri için yapılmıştı. Konut olarak inşa edilen ilk apartmanlardan sayılan bu bina, sakinlerinden dolayı İtalyan Apartmanı olarak da biliniyor.1 Aynı inşaatın Alman mimar ve mühendisleri için de Sünget Apartmanı inşa edildi. Dairelerinde sadece tuvaletin olduğu, bahçesinde ortak kömürlüğü, çamaşırhanesi ve banyosu bulunan apartmanın sonraki Türk sakinleri, ortak alanda ölü yıkandığı için bir daha o mekânları kullanmak istememiş ve her daireye ayrı bir banyo yapılmıştı.2

Avrupa’dakine benzer sosyal amaçlı apartmanların Türkiye’de de kamusal işlev kazanışının ilk örneğinin izini, 20 TL banknotlarında sürebiliriz. Banknotta portresi bulunan Mimar Kemalettin, İstanbul’un ilk betonarme yapısı, Suriçi’nin ilk apartmanının da müellifi. 1918 Cibali Yangınında yok olan 7500 evin sahipleri için toplanan paralarla alınan arsa üzerinde 1919’da başlayan inşaat 1922’de tamamlandı. Harikzedegân Katevleri denilen ve aslında bugünün sitelerini andıran bina, 6 katlı ve orta avlulu 4 bloktan oluşan 124 lüks daire ve 25 dükkândan ibaretti. Bu lüks niteliği itibarıyla yangınzedelerin ihtiyaçlarına cevap olmadı. Elde edilen kira geliri mağdurlara aktarılacak dendiyse de sonra yapı, Atatürk tarafından Türk Hava Kurumu’na bağışlandı. Zaman içinde gitgide daha düşük gelirli kiracılara evsahipliği yapan yapının kaderi 1987 yılındaki restorasyonla değişti ve o tarihten beri lüks bir otel olarak hizmet veriyor. Fakat hakkındaki tartışmalar bitmek bilmiyor. Zira 500 milyon dolar olarak hesaplanan değerine rağmen, otel, yolsuzluktan tutuklanan eski başkan Osman Yıldırım döneminde Keskinoğlu Holding’e yıllık 3.25 milyon dolara kiralandı.3 Böylece bu toprakların sosyal bir niyetle girişilen ilk apartmanının hayatı, yolsuzluk ve usulsüzlüklerin eksik olmadığı bir asırlık cumhuriyetin hikâyesine dair de çok şey anlatmış oldu.

Harikzedegan Katevleri’nin inşaatı sırasında çekilmiş fotoğrafı, 1919-1922. Kaynak: Atatürk Kitaplığı, Kartpostal Koleksiyonu / Krt_012914.

Apartmanın varsıl kesimin faydalanabildiği bir konut tipi olması İkinci Dünya Savaşı’nın sonuna kadar devam eder. Apartmanın bu ayrıcalıklı halinin arka planında öncelikle, nesnel ekonomik sebepler vardı. Uygun arsanın, gerekli malzeme ve teknolojilerin, deneyimli insan kaynağının azlığı ve bunları sağlayacak sermaye birikimine sahip olmanın zorluğu ile apartman inşaatına girmek hayli istisnai bir yatırım olarak görülüyordu (Balamir, 1994: 29). Apartman algısı ekonomik faktörlerden bağımsız olarak da pek olumlu değildi. Örneğin Vedat Nedim Tör, apartmanı “… köksüzlüğün, geçiciliğin ve adeta bir nevi modern göçebeliğin” sembolü olarak görüyor; Türkan Baştuğ da “sefertası gibi üst üste dizilmiş dar apartmanlarda oturmaktansa, dışı sarmaşıklarla kucaklanmış, yemyeşil bir tabiat ortasında yer alan bir evde ömür geçirme[yi], her şeyin üstünde bir ideal” olarak niteliyordu (akt. Balamir, 1994: 31).

Yasal olarak bile apartman bir konuttan ziyade ticari bir yatırım olarak görülüyordu. 1933’de “Belediye Vergi ve Resimleri Kanunu”na dair bir kararda “apartman …dükkan, mağaza, otel, han, kahve’ gibi ‘umuma açık’ bir” yer olarak tanımlanıyor ve bu yüzden de konutlardan farklı bir şekilde vergilenmelerine hükmediliyordu (Balamir, 1994: 30). Varsıl ailelerin kendi akrabaları ile birlikte yaşamak üzere inşa ettiği bu yapılar zamanla gelir elde etmek üzere kiraya verilen yapılara dönüşür. Kira-evi tabirinin sıklıkla kullanıldığı bu yapılar, hâlâ tek sahipli olsalar da aynı çatı altında yaşayanlar artık birbirlerine yabancı olabiliyordu. Böylece apartman kelimesi etimolojik kökenine uyumlu bir evrim geçirmiş oldu.

Sakini, Mekânı ve Mefruşatı Çeşitlenen Apartmanlar

Apartmanların farklılıklara ne derece ev sahipliği yapabildiğini Memduh Şevket Esendal, Ayaşlı ve Kiracıları adlı romanında olağanüstü bir şekilde anlatır. Yeni yapılmış dokuz odalı bir apartman dairesini kiralayan Ayaşlı İbrahim Efendi, bu odaları banka memuru, şoför, doktor, simsar, emekli, hizmetçi gibi çok farklı profildeki insanlara kiralar. 1934 gibi erken bir tarihte yayımlanmış roman, cumhuriyetin kuruluş yıllarında bocalayan sıradan insanların hayatlarını anlatmaya soyunur. Esendal, CHP Genel Sekreterliği’ne yükselecek kadar siyasetin içinde olduğu için romanın satır aralarında yeni kurulan rejimin bürokratik sancıları da hissedilir.

Esendal’ın romanındaki gibi apartmanlar da artık konutun hem malikleri birbirinden ayrılarak farklı ailelerden oluşmaya hem de yapının farklı alanları işlevsel olarak farklılaşmaya başlamıştır. Konut artık herkesin her an beraber olduğu tek göz oda değil; misafir odası, oturma odası, yatak odası gibi günün farklı saatlerine ve ihtiyaçlarına hitap eden birimlerden müteşekkildir. Özellikle salon ve oturma odası ayrımı apartman dairesinin iki farklı yüzünü temsil eder. Bir yanda aile üyelerinin gündelik olarak kullandığı samimi mahrem alan olarak oturma odası varken; öte yanda sadece misafirler için açılan ve mobilyasından aksesuarına belli bir resmiyet ve gösteriş taşıyan misafir odaları/salonlar ortaya çıkar.

Ebeveyn banyosuna kadar çeşitlenecek bu farklılaşmış yaşam alanlarının teşrifi de ayrı bir sektörün doğmasına sebep olur. Önceleri yerel ustaların, zanaatkârların elinden çıkma sandık, dolap, masa, sandalye, yatak artık seri üretim bantlarının tektip mobilya ürünlerine evrilir. Sabahları toplanıp kaldırılan yatak-döşekler yerini, hem koltuk hem yatak hem dolap hem büfe hem de kütüphane olan kütüphaneli divanlara, onlar da daha sonra yerlerini gündüz koltuk, gece yatak olan altı bazalı çekyatlara bırakır. Çekyat gibi yeni apartmanların teşrifinde kullanılan hazır mobilyalar o kadar popülerleşir ki Kayseri Hacılar Köyü’nde kurulan mobilya üretim firmaları kısa sürede ulusal markalara dönüşür (Cengiz, 2013).

Memduh Şevket Esendal’ın erken dönem cumhuriyetin ilk yıllarında apartman hayatını yansıtan eseri Ayaşlı ve Kiracıları’nın televizyon uyarlaması da yapılmıştı, 1989. Kaynak: Marmara Üniversitesi [=Kapatılan Şehir Üniversitesi’nden Devir], Taha Toros Arşivi [https://bit.ly/3T3J4Hp]

Kentlerin DNA’sını Belirleyen Yapsatçılar

1950 sonrasında yoğunlaşan köyden kente göç ve şehrin yeni sakinlerinin barınma ihtiyacı, apartmanın Türkiye’de imaj ve işlevini de değiştirdi. Enformel ilişkilere bağlı ve yasal güvencelerden yoksun bir şekilde ortaya çıkan gecekondu çözümüne paralel olarak şehirler, hızlı bir apartmanlaşma sürecine girdi. 1954’de yapılan irtifak düzenlemesiyle tek parsel üzerinde birden fazla kişinin hak sahibi olmasının önü açıldı. Ama esas düzenleme, 1965 yılına ait “Kat Mülkiyeti Kanunu”dur. Apartmanlaşmanın gerektirdiği sermayenin temininin kolaylaşması yapsatçıları Türkiye konut sektörünün ana aktörüne dönüştürdü. Apartman inşaatı artık sıfır sermaye ile bile başarılabilecek bir yatırımdı. Arsa maliyeti de dahil olmak üzere gereken tüm finansman inşaatın bitiminde teslim edilecek kat karşılığı olarak temin edilebiliyordu. Haliyle de yapsatçının ne kadar kâr edebileceği, söz konusu parselde ne yoğunlukta inşaat yapabileceği, yapının ne kadar ucuza mal edilebileceğiyle yakından bağlantılı bir hal aldı.

Özellikle 1985’te yürürlüğe giren 3194 sayılı “İmar Kanunu”ndan sonra belediyelerin imar planlarında artan yetkileri, yerel siyasetin doğasını da değiştirdi. O zamana kadar genelde esnaf temsilcilerinden oluşan belediye meclisleri, bir anda müteahhitlerin, mimar ve mühendislerin, serbest meslek sahiplerinin yoğun ilgisine mazhar oldu. Kentin zamanla devasa bir rant kaynağına dönüşmesinin ilk aşamaları, yapsatçıların kazançlarını arttırmak için yerel yöneticilerle kurdukları gayrimeşru ilişkilerle şekillendi (İncioğlu & Erder, 2008).

İhsan Bilgin’in deyişiyle Türkiye kentlerinin DNA’sı böylece yapsatçıların “en kullanışlı ve mutabakat sağlayıcı olduğu konusunda tüm üretici ve tüketici aktörleri ikna ettiği apartman tipi oldu: 4-5 katlı, zemin üstünde dört kenarından 1,5 metre çıkması ve asgari iki köşesi kapatılmış balkonlu” binalar. Gecekondusunun tapusunu alıp kalfaya apartman yaptıran da kooperatif yönetimleri de site yapan müteahhit firmalar da bu tipin farklı renk, malzeme ve ölçü farklarıyla tüm Türkiye kentlerini donattı (Bilgin, 2013).

Yeni yapılan modern apartmanlarda yaşamak isteyenler için Avrupai tarzda döşenmiş oda resimleriyle… Kaynak: “Küçük apartımana nasıl yerleşmeli?”, Ayda Bir no. 2 (01.10.1935), s. 56.

İkramiye Evleri

Gecekondusu olmayanlar, yapsatçılardan daire alamayanlar için piyasa güçleri bir apartman biçimini daha arz eder. 1930’lardan itibaren bankalar mevduatı teşvik etmek için mudiler arasında piyangolar düzenlemeye başlarlar. İş Bankası’nın başlattığı bu ikramiye uygulamasını önce devlet bankaları, sonra da özel bankalar izler. Önceleri belli bir tutarın üstündeki mevduat sahiplerinin girebildiği çekilişlere sonrasında tüm mudiler, hesap miktarları ile orantılı düzeylerde girmeye hak kazanır. Başlarda müstakil ev olarak dağıtılan bu ikramiyeler daha 1950’lerin ortalarından itibaren apartman dairelerine dönüşür. İsim verme geleneğine uyarak bu konutlar banka adı ile birlikte “İkramiye Apartmanları” olarak adlandırılır. O dönemki banka reklamlarının çoğunda, bankaların verdikleri ve verecekleri konutlar başroldedir. 1958 yılında kurulan Türkiye Bankalar Birliği bankaların verdiği ikramiyeler içindeki konut oranlarını yavaş yavaş indirir. 1973 yılında ikramiye olarak konut vermeyi, 1975 yılında da bankaların ikramiye vermesini tamamen yasaklar.

İş Bankası’nın 1960 yılı içerisinde düzenlediği ikramiye çekilişinin reklamı. Kaynak: Cumhuriyet no. 12939 (11.08.1960), s. 2. / © cumhuriyet.com.tr.
Türkiye İş Bankası A.Ş. İkramiye Apartmanları’nın (Feneryolu, İstanbul) iç mekânlarını gösteren maketinin fotoğrafı. Kaynak: Salt Araştırma, Yusuf Z. Ergüleç Koleksiyonu / TYZEMHAL02089 [https://bit.ly/3NB5K0r]
1963 yılında İş Bankası’nın 1963 ikramiyesi: “Büyük sene sonu çekilişinde İstanbul’da…. Feneryolunda.” Kaynak: Cumhuriyet no. 14068 (02.10.1963), s. 3. / © cumhuriyet.com.tr.

Memur Evleri

Barınma hakkı, piyasa dinamikleri ve aktörleri üzerinden gecekondu ve apartmanlara havale edilirken; devlet de kendi mensupları için apartmanlar inşa etmeye koyulur. 1944’te çıkarılan “Memur Meskenleri İnşası Hakkında Kanun,” gereksinim duyulan yerlerde Bayındırlık Bakanlığı’na memur konutları yapma yetkisi tanır. Fransızcada konut anlamına gelen logement kelimesinin Türkiye’de sadece belli kurumların çalışanlarına yönelik apartmanlar için “lojman” şeklinde kullanılıyor olması, devletin konut hakkını yorumlayışına dair de çok şey anlatır. Dahası bu memur meskenleri içinde askeri lojmanların konumlarının merkeziliği, sosyal ve yeşil alanlarının zenginliği ile ne kadar ayrıcalıklı bir yerde olduğu da, ordunun Türkiye Devleti içindeki ağırlığına delil teşkil eder.

Saraçoğlu Mahallesi için “çelik emaye banyo küvet”leri alımı için verilen ilan. Kaynak: Cumhuriyet no. 9119 (29.12.1949), s. 5.

Böylesi lojmanların ilki, Ankara’nın merkezinde, Meclis’in ve Bakanlıkların hemen yakınında 120 bin metrekarelik bir alana inşa edilen, iki ile dört katlı 75 bina ve 434 daireden oluşan Saraçoğlu Mahallesi’ydi. İç donatılarının çelik emaye banyo küvetlerine varacak kadar çağdaş ve kaliteli olması amaçlanıyordu. İsmini 1944 yılında başbakanlığı sırasında inşasına başlandığı için Rüştü Saraçoğlu’ndan alan mahalle, 27 Mayıs Darbesi’nden sonra Namık Kemal olarak adlandırıldıysa da eski isim geçerliliğini korudu. Kenarı ağaçlarla sınırlanmış karşılıklı geniş yaya kaldırımları, cumba çağrışımlı çıkmaları ve onları tamamlayan girintileriyle milli mimari arayışının bir örneği olan bu apartmanların esas özgünlüğü İhsan Bilgin’e göre, “devletin bulvar kenarlarında ifadesini bulmuş resmî yüzünün içine bir sivil sükunet mekânı olarak sızmış olması idi.”4 2013’ten itibaren bu sükûnet mekânı, “Afet Yasası” çerçevesinde riskli alan ilan edilerek kentsel dönüşüme açılarak büyük bir tehdit altına girdi. Meslek odalarının ve mahallelilerin verdiği mücadelelerle, yargı kararları ile yürütmesi durdurulan projenin yerine şimdilerde bir restorasyon çalışması sürdürülmekte.

Saraçoğlu Mahallesi Kentsel Dönüşüm Projesi Tanıtımları.

Bir Hayal, Bin Dert: Kooperatifler

Devlet, kendi mensuplarına Saraçoğlu Mahallesi örneğinde olduğu gibi doğrudan konutlar inşa etmenin yanı sıra onların kendi imkânları ile konut edinmelerini kolaylaştıracak kooperatif girişimlerini de destekledi. Cumhuriyetin ilk yıllarında, 1925’te çıkarılan 586 sayılı yasa ile memurlara kooperatif kurabilmeleri için avans verilebilmesinin önü açılmıştı (Şengün, 2017). Bu minvalde 1934 yılında Ankara’da görevli yüksek düzeyli memurların bir araya gelerek kurdukları Ankara Bahçelievler Konut Kooperatifi, Türkiye’nin ilk yapı kooperatifi örgütüdür. Nusret N. Uzgören öncülüğünde başlayan bu girişim, 321.650 metrekarelik bir alanda Ankara’nın ilk planının da müellifi Jansen’in çizdiği imar planı ve mimari projelerle şekillenmiştir.

Konut kooperatiflerinin toplumun geneline hitap etmesi için 1970’li yılları beklemek gerekecekti. Göç ve enformel kentleşmenin iyiden iyiye hissedildiği, kent sorunlarının politik bir anlam kazandığı ve yerel yönetimlerin siyasi kimliklerini vurgulamaya başladıkları 1970’li yıllarda büyük kentlerde iktidara gelen CHP’li belediyeler toplumcu belediyecilik yaklaşımları çerçevesinde konut sorununa yönelik müdahalelerde de bulunmaya başladı. İzmit’te Erol Köse’nin başlattığı “Yeni Yerleşimler” ve Ankara’da Vedat Dalokay’ın “Akkondu” toplu konut projeleri, belediyenin arsaları kamulaştırarak kooperatiflere tahsisi yoluyla ilerleyecekti. Erol Köse’nin seçimi kaybetmesiyle süreç, İzmit’te akamete uğradıysa da 1977’de Ankara’da Vedat Dalokay’ın yerine başkanlık koltuğuna oturan Ali Dinçer süreci “Batıkent” adı altında ilerleterek Türkiye’nin en büyük konut projelerinden birini gerçekleştirmiş oldu.

24 Ocak Kararları ile yeni bir döneme giren Türkiye ekonomisinde yüksek enflasyon ve faiz oranları, konuta yönelik talebi azaltmışsa da Emlak Kredi Bankası, Sosyal Sigortalar Kurumu (SSK), Ordu Yardımlaşma Kurumu (OYAK) ve BAĞ-KUR gibi sosyal güvenlik kurumlarının konut kredisi vermeye başlaması ve özellikle 1981 yılında Toplu Konut ve Kamu Ortaklığı İdaresi’nin kurulmasıyla kooperatifçilik ivmelenmiş ve 1990’lı yıllarda zirve seviyelerine ulaşmıştır. Öyle ki 1984-1991 yılları arasında kurulan kooperatif sayısı, 1941 yılından itibaren kurulan kooperatiflerin %79’una tekabül eder ve 1990’lı yıllarda kentlerin imarlı alanlarında konutların üçte biri kooperatifler tarafından inşa edilir (Şengün, 2017).

Ankara’da ilk yapı kooperatiflerinden Bahçelievler”den bir görüntü, 1949. Kaynak: Ernst Reuter, “Die Selbstverwaltung in der Türkei”, La Turquie Kemaliste no. 47 (1943), s. 8.

Sayısal olarak göz kamaştırıcı bu tablonun arka planında bambaşka bir hikâye daha yatmaktadır: Kooperatifler bitmeyen ödemeler, tamamlanmayan inşaatlar ve ardı arkası kesilmeyen usulsüzlük ve yolsuzluk iddialarını da hatırlatır. Milletvekilleri bile kooperatiflerle ilgili bu tatsız hikâyelerden payını alır. 1993 yılında, ortaklarının çoğunun milletvekili olduğu Atakent Yapı Kooperatifi’nde 1999 yılına gelindiğinde 457 milyar liralık usulsüzlük tespit edilir ve biri DYP’li, biri ANAP’lı bir diğeri de CHP’li üç eski yönetici mahkemeye verilir (Milletvekilleri de Kooperatifzede Oldu,1999).

Öldüren Apartmanlar

Kooperatiflere dair böylesi usulsüzlüklerin tek sonucu ne yazık ki sadece iktisadi ve hukuki değildir. Usulsüzlük ve denetimsizliğin sebep olduğu kalite ve güvenlik sorunları, çok sayıda insanın hayatına da mal olabilir. Örneğin 2011 tarihinde gerçekleşen 7.2 şiddetindeki Van Depremi sırasında yıkılan ve 20 kişiye mezar olan Sevgi Apartmanı, müteahhidin de ortakları arasında bulunduğu bir kooperatif binasıydı. Van Depremi’nin sembollerinden birine dönüşen, depremden iki gün sonra annesi ile enkazdan sağ çıkarılan Azra Bebek de Sevgi Apartmanı’nın depremzedelerinden biriydi.5

Apartmanların sakinlerine mezar olması için kooperatifler tarafından yapılması gerekmiyor elbette. 1999 Körfez Depremi’nde Kocaeli Ubay Apartmanı’nda yaşayan 58 kişi hayatını kaybetti, Yalova Yüksel Sitesi 316 kişinin toplu mezarı oldu. Apartmanların böylesi can kayıplarına sahne olması için depremlerin bile şart olmadığını da acıyla deneyimledik. Konya’da 2004 yılında dışarıdan hiçbir müdahale olmadan 45 saniyede ve 27 cm. dönerek yıkılan ve o da bir kooperatif binası olan Zümrüt Apartmanı’nda 92 kişi öldü, 32 kişi yaralandı. Zümrüt Apartmanı’nın 20 ay cezaevinde kalan mimarı bina yıkılana kadar en ufak çökme belirtisi göstermeyen, yıkılmadan bir dakika öncesinde asansörü çalışan binanın yıkım sebebinin netleşmediğini ve yıkımda inşaat sonrasında özellikle zemin katta yapılan tadilatların rol oynamış olabileceğini iddia etti (Kaya, 2006).

Müteahhitleri yargılandıkları davadan beraat eden Sevgi Apartmanı’nın deprem sonrası durumu. Kaynak: “Van depreminde enkaz altından çıkarılanlar yaşadıklarını unutamıyor” TRT Haber İnternet Sitesi (23.10.2020) [https://bit.ly/3WxHXmo]
İzmir’de 30 Ekim 2020’de tarihinde yaşanan 6,6 büyüklüğündeki depremde yıkılarak 11 kişinin yaşamını yitirmesine ve 7 kişinin yaralanmasına sebep olan Yağcıoğlu Apartmanının enkazı. Kaynak: “Depremde yıkılan Yağcıoğlu Apartmanı hakkında acı iddia: Bina kolon kesilmesi nedeniyle yıkıldı” Yeni Asır [Çevrimiçi Edisyon] (06.10.2021) [https://bit.ly/3E0mNpy]

Apartman enkazlarıyla özdeşleşmiş bu acıların arkasında gerçekten de çok daha karmaşık siyasi ve ekonomik ilişkilerin rol oynadığı açık. Meclis kararıyla fay hattını kaydıracak kadar gayri-bilimsel yaklaşımlar, çıkar ilişkilerine dayanarak değiştirilen imar planları, arttırılan emsal oranları, normlara uygunluğun denetiminde yaşanan keyfilik ve ihmaller tüm bu can ve mal kayıplarının arkasında apartmanların kendilerinin değil, kalitesizliğe ve güvencesizliğe izin veren menfaat ve iktidar ilişkilerinin olduğu anlamına geliyor. Dahası, böyle trajedilerin sonrasında sorumlular hakkında vicdanları rahatlatacak hukuki süreçlerin yürütülmemesi de çarpıklığı hukuk sistemine doğru genişletiyor.

Nitekim 1999 depremlerinden sonra müteahhitlere 2 bin 100 dava açılsa da bu davaların 1800’ü “Şartlı Salıverme Yasası” ve hukuki boşluklardan dolayı cezasız kaldı. Geriye kalan 300 davanın 110 kadarına ceza verilse de çoğu ertelendi. Yalova’nın Çınarcık ilçesinde inşa ettiği konutların yıkılması sonucu 200’ye yakın insanın hayatını kaybetmesine neden olan müteahhit Veli Göçer, 18 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırıldı. Ancak Göçer, 7.5 yıl hapis yattıktan sonra 2011’de tahliye edildi ve 2018’de yeniden müteahhitliğe başladı (Şahin, 2019).

Kenti ve Hukuku “Dönüştüren” Apartmanlar

Apartmanların Türkiye adalet sistemi ile olan sınavı, sadece enkazlar üzerinden verilmedi. Özellikle gökdelen kategorisine giren apartmanların inşaatı, Türkiye’de hukuk devletinin işleyişine dair sorunları açık etmesi açısından önemlidir. Buna dair ilk akla gelebilecek örnek de, Nurettin Sözen’in “İstanbul’un bağrına saplanmış hançer” olarak nitelediği Süzer Plaza, nam-ı diğer Gökkafes olabilir. Tapusunda II. Abdülhamit döneminden kalma “inşaat yapılamaz” şerhine rağmen önce 24.5 m. sonra 134 m. inşaat yüksekliği hakkı elde eden, sürece direnen belediyelerin engellemelerini aşmak için Beyoğlu ve Şişli ilçe sınırlarını değiştirebilecek kadar alevlenen bir mücadelenin sonunda bina, 2000 yılında İstanbul’un en büyük gecekondusu olma sıfatıyla kullanıma açılır. 6

1999 afetlerinden sonra bina güvenliği, önemli bir gündem maddesi olsa da bu söylem de, bambaşka bir sürecin vesilesine dönüştü. Afet Yasası olarak bilinen ve riskli olarak kategorize edilen bina ve alanların hızla kentsel dönüşüm projelerine tahvil edilmesini kolaylaştıran yasal çerçeve sayesinde TOKİ’nin liderliğinde yeni bir apartmanlaşma dönemi başladı. Şehrin merkezinde kalmış gecekondu mahallelerine, sakinlerini çağdaş yaşam koşullarına kavuşturma, oraları suç membaı olmaktan kurtarma, hak sahiplerini güvenceye kavuşturma gibi sözde gerekçelerle müdahale edildi. Her ne kadar sosyal konut tedariki gibi bir iddiası olsa da; bu merkezi gecekondu mahalleleri, TOKİ ve onunla işbirliği içindeki gayri menkul ortaklık şirketlerinin elinde, ancak orta üst gelir gruplarının alım gücüyle erişilebilir lüks sitelere ya da rezidanslara dönüştüler. Çok geniş sosyal ve sportif imkânlara, ortak alanlara, ticari mekânlara sahip bu güvenlikli siteler, yüksek blokları ile apartmanlı yaşamın yeni mecrası oldular.

Sitelerin TOKİ ile birlikte ortaya çıktığı düşünülmesin. Devletin kendi mensuplarına lojmanlarda sunduğu imkânları, müteahhitler de sosyo-ekonomik olarak ayrıcalıklı gruplara sunmaya çoktan başlamıştı. Tekli apartman yapıları zamanla birden fazla bloktan oluşan sitelere evrildi. Bu siteler bireysel yaşam alanlarının ötesinde ortak sosyal ve sportif alanlar sunması, kendi güvenlik ve peyzajlarını sunması bakımından diğer apartmanlardan ayrılıyordu.

Kültürel Bir Cephe Olarak Zorunlu Apartmanlaşma

Sitelerin, rezidansların hızla inşa edildiği gecekondu mahallelerinin eski sakinlerini ise bambaşka bir apartmanlı yaşam bekliyordu. Genelde şehrin çeperinde, kentin tüm sosyal ve ekonomik imkânlarından uzakta inşa edilen sosyal konutlar, gecekonduları kentsel dönüşüme uğrayan hak sahiplerinin yeni “çağdaş” yaşam alanları olacaktı. Eski yaşamlarında sahip oldukları tampon enformel tasarruf imkânları, dayanışma örüntüleri ve yaşam olanaklarından mahrumiyetin getirdiği sıkıntılar, yeni apartmanların kaçınılmaz kredi, aidat, ulaşım ve diğer sabit giderleri ile birleşince çok daha çetrefilli bir hayata sahne olmasına sebep oldu.

Gecekondudan apartmana geçiş birçok kültürel gerilime de gebeydi. Kapının önünde çıkarılan ayakkabılar, balkondan silkelenen örtüler, halılar, dışarıya asılan çamaşırlar, bina/kapı/asansör önünde oturmalar, koridorlarda, yangın merdivenlerinde, ortak alanlardaki dolaplar, ezcümle önceki gecekondulu ya da kırsal; ama, her hâlükârda müstakil yaşamın, apartmanlı hayatla bağdaştırılamayan alışkanlıklarına örnektir (Erman, 2016). Oda sayısı azalan, alanı daralan, komşuları ile gerginlikler yaşayan yeni apartman sakinleri arasında yaşanan böylesi gerilimleri çözecek makam da apartman yönetimleri oluyordu.

Gırgır’ın orta sayfasından 1980’li yıllardan apartman hayatı. Bülent Arabacıoğlu, “Apartman Hayatı” Gırgır no. 541 (16.01.1983). 1984 SB 455. Kaynak: Milli Kütüphane, Süreli Yayınlar Koleksiyonu

Apartman yönetimleri, cumhuriyetin bir asırlık yönetim macerasına dair çok zengin gözlemler yapmaya da imkân verir. Zoraki üstlenilen görevler, tartışmaların, gerilimlerin eksik olmadığı toplantılar, olaylı seçimler, yolsuzluk ve menfaat suçlamaları, kötü yönetim eleştirileri darbelere kadar evrilebilir. Şaka değil, apartman yönetimine bile darbe yapan emekli albaylar gördü cumhuriyet. İstanbul Akatlar’da bulunan Işık Palas Apartmanı’nın eski yöneticisi 2009 yılında görevi bıraktıktan sonra geçen üç ay boyunca, yeni yönetimin ihmalleri yüzünden elektriklerin, suların kesildiğini, çöplerin toplanmadığını, temizlik, bahçe ve bina bakımı yapılmadığını ve davaların takip edilmediğini gerekçe göstererek bir bildiri ile denetim ve yönetimi devraldığını komşularına duyurur. Bu “geçici yönetim,” sonrasında yapılan seçimle resmen göreve gelir.

Bizimkiler’in Apartmanı

Apartman yöneticisi deyince akıllarda beliren ilk figür muhtemelen Bizimkiler (Yalçın Yelence) dizisinde Mehmet Akan’ın canlandırdığı “Sabri Bey” olacaktır. 1989-2002 yılları arasında (13 yıl) 15 sezon kesintisiz olarak 459 bölüm olarak yayınlanmış dizi, bir apartmanın sakinleri arasındaki gündelik ilişkileri konu eder. Yönetici Sabri Bey’in devamlı zabıt tutmakla tehdit ettiği Kapıcı Cafer de, dizinin en çok bilinen karakterlerinden biri olmuş; hatta rencide edildiklerini düşünen kapıcılar diziyi protesto etmişlerdi. Aslında diziye ilham veren de, Kemal Sunal’ın başrolünde oynadığı ve bu rolü ile Altın Portakal En İyi Erkek oyuncu Ödülü’nü aldığı Kapıcılar Kralı (Zeki Ökten, 1976) filmiydi. Her iki yapımın da senaristi olan Umur Bugay önce Kapıcılar Kralı’nı çeker. Sonra da filmdeki hikâyeleri geliştirerek Türkiye televizyon tarihinin en uzun süreli yapımlarından olan Bizimkiler’in yapımına girişir.

Apartman İlgisi

Son zamanlarda apartmanlara yönelik ilginin artmaya başladığını görüyoruz. Nilay Örnek’in Her Umut Ortak Arar başlıklı internet sayfasından sonra diğer metropol ve semtlerdeki apartmanların hikâyelerini ve görsellerini paylaşan sosyal medya hesaplarının sayısı artmış durumda. Bunlara örnek olarak:

@apartmandeyipgecme, @istanbulapartmanlarii, @ankara.apartman, @izmir.apartmanlari, @nisantasiapartmanlari, @kadikoyapartmanlari, @apartmanlar gibi sosyal medya hesaplarını zikredebiliriz.

Kral Kapıcılar

Apartmanlarla hayatımıza giren kapıcılar İş Kanunu’nda özel bir madde düzenlenecek kadar kendine has bir meslek koluydu. Kendilerini çalıştıkları apartmanın bekçisi, hafızası ve bir nevi psikoloğu, mahallenin de muhtarı gibi gören kapıcılar bu nitelikleri ile siyasi partilerin de ilgi odağındadır.7 Tabii bu ilginin sebebi sadece icra edilen meslekle de ilgili olmayabilir. Zira, mesleğin ilk ortaya çıktığı zamanlarda Sivaslıların bu işteki tartışılmaz tekeli, hemşehri ilişkilerinin de kapıcıların siyasetle olan ilgisinde etken sayılabilir. Daha sonraki yıllarda Kastamonulular, Zonguldaklılar, Sinoplular ve Çorumlular da mesleği icraya başlamışlardır.

Memleketini bilmesek de bir kapıcıdan özel olarak bahsetmemiz gerekiyor. Cihangir Caddesi’ndeki Bazlamacı Apartmanı’nın kapıcısı Mehmet Efendi, 5 Eylül 1955 günü Olimpos Gazoz Fabrikası sahibi Nikoli Vaslamatzis’in (Bazlamacı) ailesini dışarı çıkmamaları konusunda uyarır. Ailenin canına zarar gelmez; ama, Olimpos Fabrikası çok büyük hasar görür. İki yıl sonra aile, babalarının 1932’de yaptırdığı apartmanı ve yurtlarını terk ederek Atina’ya göçer. Dolayısıyla, imparatorluktan cumhuriyete geçerken tehcirler, nüfus mübadeleleri, varlık vergilerinin sebep olduğu zorunlu göçleri temsil eden bir bina Bazlamacı Apartmanı. Öyle ki apartmana 1991 yılında taşınan Gülsün Karamustafa, apartmanın içinde binanın maketini yapar, Ermenilerin sahip olduğu bir şirket bu maketin transferini üstlenir ve Bazlamacı Apartmanı’nın maketi Atina Müzesi’nde sergilenir (Berk, 2014).

Doğalgazın yaygınlaşması ve dolayısıyla da apartmanların merkezi kalorifer sistemlerinden bireysel kombiye geçmesiyle kapıcıların en temel işlerinden biri de, gereksiz hale gelmiştir. Kentsel dönüşümle beliren sitelerde de daha önce kapıcıların yaptığı temizlik, güvenlik, bahçe bakımı gibi işler, taşeron firmalarca üstlenilmeye başlayınca kapıcıların sayısında ciddi bir azalma yaşandı.

Uzun sözün kısası apartman deyip geçmemek gerekiyormuş demek ki. Cumhuriyetin geçirdiği ekonomik, sosyal, mekânsal, kültürel dönüşümlerin birçoğunun tanığı ve hatta faili olmuş bir konut tipinden bahsediyoruz. Öncelikle varsıl kesimlerin, devletin ayrıcalıklı memurlarının barınağı olan, sonrasında kentin yeni sakinlerinin sığınağı, yeni zenginlerin velinimeti olan apartman, İhsan Bilgin’in tabirini biraz zorlarsak, cumhuriyetin siyasal ve ekonomik ilişkilerinin genetiğine damgasını vurmuş bir nesne sayılabilir belki de.

KAYNAKÇA

Asıl bunlar ucube! (2011, Ocak). Sol. https://haber.sol.org.tr/devlet-ve-siyaset/asil-bunlar-ucube-haberi-37914

Balamir, M. (1994). Kira Evinden Kat Evlerine Apartmanlaşma: Bir Zihniyet Dönüşümü Tarihçesinden Kesitler. Mimarlık, 32 (260), 29-33. http://dergi.mo.org.tr/dergiler/4/435/6286.pdf

Berk, E. (2014). Olimpos Gazozları ve Bazlamacı Apartmanı eşliğinde 6-7 Eylül’ün hikâyesi. Agos.

Bilgin, İ. (2013). Kentsel Dönüşümün Doğası: Akış mı Zorlama mı. Milyonluk Manzara: Kentsel Dönüşümün Resimleri içinde. İstanbul: İletişim.

Cengiz, K. (2013). Yav İşte Fabrikalaşak. İstanbul: İletişim.

Erdoğan, S. K. & Birol, G. (2021). Cevdet Bey ve Oğulları romanında “ev” ve mekânsal aidiyet kavramı. Afyon Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 23(4), 1567-1580.

Erman, T. (2016). Mış Gibi Site. İstanbul: İletişim.

İncioğlu, N. & Erder, S. (2008). Türkiye’de Yerel Politikanın Yükselişi: İstanbul Büyükşehir Belediyesi Örneği, 1984-2004. İstanbul: Bilgi Üniversitesi.

Kansu, A. (2009). Jansen’in Ankara’sı için örnek bir “Bahçe Şehir” ya da SIEDLUNG: “Bahçeli Evler Yapı Kooperatifi” 1934-1939. Toplumsal Tarih, 187, 54-65.

Kaya, A. V. (2006). Konya’da Çöken Zümrüt Apartmanı Konusunda Bir Mektup: “Çöküş Sebebi Neden Hâlâ Netleştirilebilmiş Değil?” Mimarlık, 329. http://www.mimarlikdergisi.com/index.cfm?sayfa=mimarlik&DergiSayi=42&RecID=1047

Milletvekilleri de kooperatifzede oldu. (1999, Mayıs 7). Hürriyet. https://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/milletvekilleri-de-kooperatifzede-oldu-39078060

Şahin, U. (2019, Ağustos). Marmara Depremi’nin bugün 20’nci yıldönümü… O enkazdan çıkamadık. Birgün.

Şengün, H. (2017). Türkiye’de Konut Kooperatifçiliğinin Dünü, Bugünü Ve Yarını. Yüzüncü Yıl Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 1(4). http://www.yyusbedergisi.com/dergi/turkiyede-konut-kooperatifciliginin-dunu-bugunu-ve-yarini20180101041504.pdf

Ünsal, B. (2019). 19. ve 20. Yüzyılda İstanbul’un Avlulu Apartmanları, (Yayımlanmamış Doktora Tezi). İstanbul: Yıldız Teknik Üniversitesi.

Kapak görseli: Photo by Milad Fakurian on Unsplash

DİPNOTLAR
  1. https://www.herumutortakarar.com/valpreda-apartmani-italyan-apartmani/
  2. https://www.gazetekadikoy.com.tr/yasam/kadiky039den-apartman-ykleri—snget-apartmani
  3. https://www.herumutortakarar.com/tayyare-apartmanlari/
  4. http://www.mimarlikdergisi.com/index.cfm?sayfa=mimarlik&DergiSayi=431&RecID=5146
  5. https://www.milliyet.com.tr/gundem/azra-bebek-nasil-kurtuldu-1455149
  6. “Asıl bunlar ucube!”. Arkitera, https://v3.arkitera.com/h59953-asil-bunlar-ucube.html
  7. https://www.indyturk.com/node/86701/r%C3%B6portaj/kemal-sunal%C4%B1n-filmindeki-kap%C4%B1c%C4%B1lar-kral%C4%B1-de%C4%9Fil-dertlerin-kral%C4%B1y%C4%B1z

İLGİLİ NESNELER