ÇAY
ÖZLEM ŞENDENİZ
FATMA GENÇ

100 sene 100 Nesne’nin ön çalışmaları sürerken konuklarımız Özlem Şendeniz, Fatma Genç’le çayın nesneleşme sürecinin etnografyası, ekonomisi, politikasını ve çok daha fazlasını konuştuk.

Ben burayı bir çaylık yapayım da arazinin benim olduğu belli olsun.

Çayın Tanımı ve Etimolojik Kökeni

Çay, bir bitki olarak botanikçiler tarafından çaygiller (theaceae) ailesinin kamelya türüne ait olarak kabul edilmekte ve camellia sinensis olarak adlandırılmaktadır.

Bilinen en eski çay bitkisi Hindistan, Çin, Tayland, Vietnam ve Myanmar arasındaki dağlık bölgelerde doğal olarak bulunmaktadır (Çay Özet Bilgi, 2008). İlk kez Çin’de ortaya çıktığı rivayet edilen çayın ticari olarak yetiştirilmesi, M.Ö. 2700’lere ve Eski Çin İmparatorluğu’na uzanmaktadır.

Camellia sinensis’in Çin’den dünyaya yayıldığı yolculuk, dünya dillerindeki adlandırmasını da belirlemiştir. Çin’in Fujian eyaletindeki Amoy Limanı’nda Amoy Çincesi konuşulmaktadır. Amoy Çincesinde “tê” olarak yazılıp “taey” olarak okunan çay “tea” kelimesinin kökenini oluşturmaktadır. Kervanlarla kara yolunu takip ederek Rusya, Hindistan, İran ve Türkiye gibi ülkelere gelen çayın kökeni ise Mandarin Çinçesindeki “chá” adlandırmasıdır. Böylece camellia sinensis deniz yolu ile Avrupa’ya uzandığında tea adını alırken, karayolunu kullanarak ulaştığı dil ve kültürlerde çay olarak karşılık bulmuştur (Ozan, 2019).

Çayın tanıtımı için Kaspar Kütüphanesi tarafından yazdırılan risaleden çay bitkisi çizimi: “Çay Ağacı dalı, yaprakları, çiçeği, meyvesi” Kaynak: Ali Nazima. Çay. (İstanbul: Kaspar Matbaası, 1309 [=1893-4]), s. 4.
Çayı İcat Etti Bir Pir, Sabah İki, Akşam Bir1

Türkiye’de çayın bir ziraat kolu olarak geliştirilmesinin kökleri, Tanzimat’a kadar uzanmaktadır. Ancak yanlış yer seçimi2 nedeniyle tarımsal anlamda üretimi Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yıllarına denk gelmektedir.

Cumhuriyetin kuruluş yıllarında çay, tarımın ticarileştirilmesi ve bölgesel kalkınmanın sınai ürünler üzerinden gerçekleştirilmesi hedefinde “memleketin ekonomik davası” (Hatipoğlu, 1939) olarak nitelendirilir. O yıllarda erkek emek gücü açısından göç veren ve Rize ve çevresi olarak anılan bölgede çay yetiştirilebileceğine dair raporun referans alınmasıyla3 çay ekim deneme çalışmaları başlar. Bu çalışmalarda, ziraati ile birlikte fabrika kurma ihtiyacını da ortaya çıkaran çay, bambu ve portakal ziraati örneği üzerinden “halkı yoksulluktan kurtaracak bir model” olarak Rusya ve Batum modeli dikkate alınır. Ancak yöre halkı, ekildikten 5 yıl sonra ürün veren, ne getireceğini bilmediği, üstelik mısır, fasulye gibi doğrudan gıda maddesi olarak kullanamadığı çayı ekmek istemez. Bu nedenle o dönem yapılan çalışmalar başarısızlıkla sonuçlanır.

Bu başarısızlık çay ziraati denemelerinden vazgeçme ile sonuçlanmaz. 1933 yılında hükümetin “kendi kendine yetme ilkesi” çerçevesinde yeniden gündeme alınan çay tarımı için Ziraat Umum Müfettişi Zihni Derin tam yetki ile görevlendirilir. Tohum damızlık bahçeleri kurmak, fidan üretip üreticiye dağıtmak amacıyla 1937, 1939 ve 1940 yıllarında SSCB Gürcistanı’ndan getirilen 70 ton çay tohumu ile yeni fidanlıklar kurulur.4 Çay üreticilerinin nasıl destekleneceği yasal ve kurumsal hâle getirilir, yaş çayın nerede işleneceği düzenlenir. Verilen teşviklerle birlikte çay tarımı, bölge halkı tarafından kabul edilir ve ekiminin artmasıyla birlikte işleme atölyeleri kurulur.

Çay dikilen alan ve üretici sayısındaki artış, işleme atölyelerinin yanında fabrika açılması ihtiyacını ortaya çıkarır. İlk çay fabrikası, 1947 yılında 60 ton/gün kapasiteli olarak Rize’nin Fener mevkiinde işletmeye açılır. 1951 yılında açılan Kirazlık Çay Fabrikası ile birlikte 1955 yılına kadar sadece iki fabrika ile üretim yapılırken; 1963 yılında çay fabrikası sayısı 18’e, işleme kapasitesi de 1.340 ton/gün’e çıkarılır. Artan fabrika sayısı ile birlikte 1973 yılında ÇAYKUR kurulur. ÇAYKUR’un kurulmasıyla çay tarım ve sanayisi kurumsallaştırılarak tek elde toplanır.5

1980 öncesine kadar devlet tekeli olarak tek alıcı aktör ÇAYKUR’dur. 1984 yılında çıkarılan 3092 sayılı kanun ile çayın alımı, işlenmesi ve pazarlaması özel sektöre açılır.

Bugün Doğu Karadeniz Bölgesi’nde Rize, Trabzon, Artvin, Giresun ve Ordu illerinde olmak üzere 786 bin 813 dekar çaylık alanda, 200 bin 845 yaş çay üreticisi bulunmaktadır. Türkiye toplam nüfusunun % 96’sı her gün çay içerken ülke genelinde günde 245 milyon bardak çay tüketilmektedir.

Merkez çay fabrikasının dıştan görünümü, 1973. Kaynak: [Rize Valiliği]. Cumhuriyetin 50. Yılında Rize 1973 İl Yıllığı (Rize: Tisa Matbaası, 1973), s. 153. / © Rize Valiliği.

LAZİSTAN’IN ADI RİZE, RİZE’NİN ADI ÇAY OLDU

Lazistan Mebusu Esat Bey’in (Özoğuz), 1924 yılında TBMM’ne sunduğu 407 sayılı “Rize Vilâyetiyle Borçka Kazasında Fındık, Portakal, Limon, Mandalina ve Çay Yetiştirilmesi Hakkında Kanun” ile başlayan çayın öyküsü, bir dönüşümün parçasıdır. Eş zamanlı olarak TBMM’de, çay ile birlikte endüstrileşmiş bir ürün ile tanışan ve Lazistan6 olarak anılan bölgenin Türkleştirilmesiyle ilgili kanunlar da görüşülür ve TBMM, hararetli tartışmalara sahne olur (Genç, 2010). 407 sayılı kanun ile çay ziraati her ne kadar “mecburiyet” esası ile düzenlense de 1924 yılında yapılan girişimler başarısızlıkla sonuçlanır; ancak, tek devlet, tek millet, tek ulus söyleminin bir parçası olarak Lazistan lağvedilerek 1928 yılında Rize ve Artvin illeri kurulur.7

“FAYDASI AZ ZARARI ÇOK” KIZILAĞAÇ

407 sayılı kanunda bölgenin kızılağaçlarla kaplı olduğu ve verimsiz olduğu belirtilir, kızılağaçların kesilerek çaylıklara dönüştürülmesi teşvik edilir.8 1950’li yıllarda çay tarımındaki artış, baltalık ormanların hızla tahrip edilmesi ile sonuçlanır. 1980 sonrasında ise endüstriyel tarımın bir sonucu olarak daha çok çay üretme kaygısı, ormanlık alanların hızla yok edilerek çay dağlarına dönüştürüldüğü bir tabloyu ortaya çıkarır.

İnsan-doğa ilişkisini de yeniden biçimlendiren çay, kimyasal gübre kullanımının artması, plastik atıkların çoğalması, biyo-çeşitliliğin azalması ve geleneksel tarım ürünlerinin yok olması gibi bir dizi etkiye yol açar.

Çay tarımı aynı zamanda çiftçilik yapısını da değiştirerek geçimlik üretim yapan köylülerin küçük meta üreticileri haline gelmesine eşlik etmiştir. Çay öncesinde mısır ve kara lahana gibi doğrudan tüketebildikleri ürünleri eken köylüler, çay ile birlikte, tarladan demliğe kadar geçen süreç içerisinde ürün üzerindeki hakimiyetini kaybetmiş, çay, köylülerin toprak ve ürün ile kurduğu ilişkinin değişmesine neden olmuştur.

Herkesin Ortak Malısın, İçilirsin Yudum Yudum9

Türkiye’de çay üretiminin tarihi yüzyılı bulmazken, tüketimi 1600’lü yıllara kadar uzanır. O yıllarda popüler keyif verici maddeler ağırlıklı olarak kahve ve tütün iken çay, içecekten ziyade bir şifa bitkisidir (Kuzucu, 2012). İthalat ile sınırlı, sadece askerler ve bürokratlar tarafından ulaşabilecek bir düzeyde olan çay, 18. yüzyıla kadar sadece meraklıları tarafından tüketilir.10

Cumhuriyetin ilk yıllarında Türkiye hâlâ bir kahve ülkesidir. Öyle ki kahvenin ithalatı, çaydan 3-4 kat fazladır. Birinci ve İkinci Dünya Savaşları nedeniyle ithalatı azalan kahve, yerini yavaş yavaş çaya bırakır. Bu yıllar aynı zamanda Türkiye’de çay ziraatinin geliştirilmesi çabalarına denk gelir.

1939 yılında ilk çay üretimi yapıldığında çay tüketiminin, “bireysel bir ihtiyaç olarak alındığı takdirde hiç şüphesiz memleketimizde ekmek, su ve diğer bazı yiyecek ihtiyaçları gibi mutlak ve kaçınılmaz, vazgeçilmez ihtiyaçlar sırasında bulunmadığını” belirten Şevket Raşit Hatipoğlu (1939: 22) aynı yılda yazdığı Türkiye’de Çay İktisadiyatı kitabında “çay içmeye müptela sarfınazar olunursa, çay kullanmadan fakat yine büyük bir eksiklik duymadan yaşamak mümkündür,” diye not düşecektir. O yıllar için çay, temel gıda maddelerinden birisi olarak değil; ara sıra kullanılan, kullanılmadığında ise eksikliği duyulmayan bir içecek olarak görülür.

1939-1940 yıllarında çay tüketimi, 600 ton civarındadır. Geniş kitlelere yayılması ve milyonların içkisi haline dönüşmesi ise, çay tarımının gelişmesiyle paralellik gösterir. Rize’de üretiminin yaygınlaştığı 1954 yılından sonra çay, şehir, kasaba ve köylerde kullanılır hale gelir. 1957 yılında tüketimi 5601 tona ulaşır. Bu dönemdeki artışın en önemli nedeni, yoğun olarak tüketilen kahvenin ithalatına ağır yasaklar konulması ve savaşlar sebebiyle kahve ithalatının zorlaşmasıdır. Çay üretiminin başlaması ve kahve kıtlığının yaşanması, çay üreticilerinin yanında çay tüketicilerinin de oluşturulması hedefini zorunlu kılar (Tarkan, 1973: 50-53).

İlerleyen yıllarda, “halkın fakir sofrasının baş köşesinde yerini alacak, zengin ve fakir herkesin rağbet ettiği” bir içecek haline gelen çayın tüketimi hızla artar ve “sıcak aş olarak, özellikle fakir, fukara sofralarında çorbanın yerini alacak” kadar kitleselleşir (TBMM Tutanak Dergisi, 1984: 679-681).

Bugün Türkiye’de kişi başına tüketimi 4 kilograma11 ulaşan çay, artık “vazgeçilmez” bir gıda maddesidir.12 Kahvaltıların olmazsa olmazı, çalışma yaşamının nefes alma alanı, sohbetlerin kurucusu, her mekânın, her saatin önemli bir içeceğidir. Öyle ki “çay içmeye uğramak,” “bir çayını içerim,” “çaylar şirketten” gibi deyimlerle gündelik hayata hızla giren ve sosyal ilişkilerin parçası olan çayı, gurbete gittiğinde özleyen tiryakileri de vardır.

Kahvenin tahtını sarsan çay, kahve ile devam eden ezeli rekabetinde, üçüncü nesil, soğuk, buzlu, espresso ve filtre kahveler karşısında sadece siyah çay olarak değil chai tea latte, oolong, pu’erh, darjeeling ve bilumum yeni çay çeşitlerine de kucak açar. Bununla beraber sağlık reçetelerinin ve diyet listelerinin vazgeçilmezi, fermente edilmiş ve edilmemiş ayrımı arasında çay, yeşil çay, beyaz çay, matcha (çay pudrası) gibi daha “sağlıklı alternatiflerine” olan yönelimin artmasına da neden olur.

Vatan gazetesinin 1952 yılında düzenli olarak yayınladığı “Vatan’ın Memleket Serisi”nden Rize: (üstte) fabrikaya çay satmaya gelmiş olan üreticiler, (altta) fabrikanın ambalajlama ünitesinden. Kaynak: Vatan Rize İlavesi. Vatan’ın Memleket Serisi, no. 35 (17.09.1952), s. 4 ve 7.

ANADOLU’NUN DOĞUSUNDA İSTİSNA OLAN ÇAY SARFİYATI

Bugün Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki Kürt illerinde tüketilen ve “kaçak” denilen çay tüketiminin kökeni, asıl olarak 18. yüzyıla dayanmaktadır. Tevfik Tarkan, Türkiye’de Çay Ziraati ve Endüstrisi kitabında 18. yüzyılda Rusya ve İran’da yerleşen çay içme adetinin, Türkiye’nin bu ülkelere yakın olan Doğu Anadolu Bölgesi’ne intikal ettiğini ve bu nedenle “memleketimizin bu bölgesinde diğer bölgelere nazaran bir çay tiryakiliğinin dikkat çektiğini” yazar.13 O dönemde çay tüketimi yok denecek kadar az iken; söz konusu bölgelerde bir çay tiryakiliğinin olmasının ana nedeni, Rusya ve İran’dan ticari ilişkilerin bir sonucu olarak ithal yolla gelen çayların varlığıdır. Anadolu’nun doğusunda yoğun olarak tüketilen çayın ve bu bölgedeki yerleşik çay pratiklerinin, Van ve özellikle Hakkari bölgesinde çok demlenmiş ve koyu biçimde içilmesinin, İran tarzı tüketimi hatırlattığına dikkat çekilir.14 Bu nedenle çay üretiminin olmadığı ve tüketiminin son derece sınırlı olduğu o yıllarda, çay içme alışkanlığının köklü ve yaygın olarak varlık bulduğu Doğu ve Güneydoğu Anadolucoğrafyasında semaver kullanımı, kıtlama tekniği ve çaya limon atılması gibi adetler, çayın Osmanlı topraklarına giriş kapısı olarak değerlendirilir.15

Benzer şekilde Şevket Raşit Hatipoğlu (1939) da, köylerde çay tüketiminin çok az olduğuna dikkat çekerek, Anadolu’nun doğu parçasındaki çay sarfiyatının diğer köylere göre istisna olduğunu dile getirir. Nüfusun büyük bir kısmı için çay, “yokluğu hemen duyulacak bir madde değildir,” diye belirten Hatipoğlu (1939), çay tüketimindeki farklılıkları şöyle anlatır:

Türkiye’de en çok çay sarf eden köyler Anadolu’nun doğu taraflarında bulunmaktadır. Sivas’tan şarka doğru gidildikçe köylü arasında çay sarfiyatının arttığı görülür. Anadolu’nun şarkında, köylerinde çay sarfiyatı fazla olan vilayetler bilhassa Kars, Erzurum, Erzincan’dır. Bunlardan sonra Karaköse, Van, Elazığ anılabilir. Şimale doğru Gümüşhane ve Karadeniz kıyılarına kadar da köylerde çay sarfiyatı nispeten fazlacadır. Şarkın köylerindeki fazla çay sarfiyatı adeti batıya doğru Sivas ve Amasya’ya kadar sirayet eder. Erzurum, Erzincan ve Kars gibi vilayetlerde köylerde, kahvaltılarda, yemek zamanlarında ve yemeklerden sonra bile çay içilir. 1935 yılında Anadolu’nun bu vilayetlerinde yaptığımız araştırmalarda günde 2-3 defa çay içen köylüler tespit ettik. Anadolu’nun şarkında, köylerde bile, gün içinde belli başlı çay zamanları vardır ve buralarda belli başlı çay pişirme usulü, çay ikram etme ve çay içme üslubu seçilir. Buralarda çayın pişirilmesine memleketin diğer yerlerinde daha ziyade itina olunur, çay nispeten daha iyi hazırlanır. İçilen çaylar da umumiyetle koyu renklidir. Yine buralarda çay içmede de bazı hususiyetler göze çarpıyor. Şarkda çay ekseri içine şeker atılarak içilmiyor: Gırtlama denilen usulde şeker dişler arasına alınarak yudumların tatlandırılması suretiyle içiliyor. Sonra çay içme bir bardak çay almaktan ibaret değildir, bilakis bir defa semaver kurulduktan sonra her kişi 3-4 bardak çay içmektedir, bunu 6-8 bardağa çıkaranların bulunduğu da söyleniyor (Hatipoğlu,1939: 29).

Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki Kürt illerinde çay tüketimi bugün yaklaşık 50 bin tondur. Bu bölgede çay tüketimi için yerleşmiş çay tiryakiliği, damak tadı farklılığı ve farklı adlandırmalarının olduğu bilinmektedir. Sözgelimi Diyarbakır’da çay, çiya, pelda, kurdi, ruda gibi Kürtçe isimlerle satılmakta,16 ÇAYKUR tarafından bölgeye özgü “Mezopotamya çayı” üretilmektedir.17

Çok eskilere dayanan bölgenin çay tüketimi, yasal yollarla ithal edilirken, hatta ticari ilişkilerin bir parçası iken bugün “kaçak çay” olarak ifade edilmektedir.18 Çayın da başrol oynadığı sınır ticareti, bilgi dahilinde “hisseden pay alma” şeklinde yıllardır sürdürülmektedir. Bölgede yerleşmiş tabiriyle “kaçağa gitmek” üzere 2011 yılında Şırnak’ın Uludere ilçesine bağlı Ortasu köyünde kervanla yola düşen köylüler ve taşıdıkları iki bidon mazot, çay ve şeker, sonradan devletin ve ordunun üst kademelerince “operasyon hatası” olarak adlandırılan bir operasyonla F-16’lar tarafından bombardımana tutuldu, 34 kişi hayatını kaybetti. 11 yıl geçmesine rağmen adaletin yerini bulmadığı Roboski Katliamı, Türkiye’de cezasızlığın ve kaçak çayın acı sembollerinden biri olarak tarihe geçti.

ÇAYIN ETNOGRAFİSİ VE İNCE BELLİ ÇAY BARDAĞINDA TADI ÇIKAN TÜRK ÇAYI MİTİ

Çayın etnografyasına bakıldığında, üretim ve tüketim alanında biriken bolca eşya ve araç ile karşılaşılmaktadır. Bu nesneler, cumhuriyetin ilk yüzyılı içinde hem Doğu Karadeniz kültürünü ve imajını dönüştürmüş hem de Türkiye’nin ve bölgenin çaya yönelik simgesel düşün dünyasını kurmuştur. Sözgelimi iki buçuk yaprak çay imgesi bir yandan çayı simgelerken; öte yandan bütün üretim süreçlerini cismanileştiren –çayı tarlada toplayanlardan alım yerlerinde çayın alımını yapan eksperlere, fabrikalarda çayı işleyen işçilere kadar üretim sürecinin farklı aşamalarında yer alan– üreticiler nezdinde de bütünleştirici bir imaj olarak karşımıza çıkmaktadır.19

Çay üretiminde kullanılan araçlar, çayın üretim etnografyasını oluşturmaktadır. Türkiye’de çay, önce el ile toplanmış ve atölyelerde üretilmişken zamanla basit çay toplama makasları yaygınlaşmış ve üretim fabrikalara taşınmıştır.20 Keza çay sepetleri, çay bohçaları ve teleferikler, çayın üretimi ile ilgili etnografyanın köşe taşlarını oluşturmaktadır. Bugün çay makasları, akülü ve benzinli çay toplama motorlarına; çay budama makasları ise çay budama motorlarına yavaş yavaş yerini bırakmaktadır.

Türkiye’de çayın tüketim nesnelerine odaklandığımızda, karşımıza tüketim alışkanlıkları ile ilintili olarak farklı formlar alan çay bardakları çıkmaktadır. Ihlamur gibi bitki çaylarını su bardaklarında içmeye alışmış halkların, Camellia sinensis’e yani çaya ve onun da sadece bir türüne, siyah çaya, odaklanması, demleme ve içme tekniklerini dönüştürmüştür. Bu alandakulplu çay fincanları (İngiltere), kulpsuz çay kaseleri (Çin, Kazakistan vd.), su bardağına benzer ebatlarda kulpsuz ayaksız cam bardaklar (Rusya, İran vd.) yaygınken; Türkiye, çay tüketim kültürüne, ince belli çay bardağı ile dahil olmuştur. İlk kez 19. yüzyıl sonlarında Hoca Ali Rıza’nın 1900 tarihli “semaver, demlik ve çay bardağı” deseni ile karşımıza çıkan ince belli çay bardağı formu (Duman, 2005), Cumhuriyetin yüz yıllık tarihinde çayın etnografyasının en belirleyici unsuru haline gelmiştir. Yine 1900’lü yıllarda Beykoz’da kurulan cam fabrikasında ilk kez ayak, kulp ve sap ortadan kaldırılmış ve bugünküne yakın çay bardağı formu ortaya çıkmıştır (Güneş, 2012).

1935 yılından bugüne, Paşabahçe tarafından üretilmekte olan “ince belli,” firmanın portföyündeki ürünlerden biri olarak bilinmektedir. Paşabahçe, 2011 yılında kamuoyu ile paylaştığı, farklı ince belli tasarımların bir arada gösterildiği “Çaya Şeklini Biz Verdik” reklam kampanyası ile ince belli bardağı sahiplendiğini göstermiştir.

“Çaya Şeklini Biz Verdik” kampanya fotoğrafları. Kaynak: O. F. Sağıroğlu. “İnce Belli’ Çay Bardağı: Paşabahçe’deki Tipolojilerinin Kökeni ve Tarihsel Kimliği Üzerine Bir Araştırma”, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi. İstanbul: İstanbul Teknik Üniversitesi, 2014.

İnce belli çay bardağı Türkiye’de çay tüketim alışkanlıklarını domine etmektedir. Ürün çoğaltma sürecinde ince bellinin ebat olarak biraz daha büyüğü, modern bir versiyon olarak sahaya sürülmüştür. Paşabahçe tarafından üretilen ve aida olarak adlandırılan model, halk arasında söyleniş zorluğundan ötürü “ajda” bardak olarak anılmıştır (Soysal, 2010). 21

Süreçte, “Türk çayı Türk tipi çay bardağında içilir” algısı milliyetçilik harcını sağlamlaştırırken; çayın tüketimi farklı varyasyonlar ile kendini güncellemiştir. Söz gelimi soğuk çay ile gençlerin tüketim alışkanlıklarına adapte olan çay ve ÇAYKUR, dijital dünyaya da uyum sağlamak için harekete geçmiştir. Bu doğrultuda dijital dünyanın emoji diline dahil olmak isteyen yetkililer, ÇAYKUR tarafından hazırlanan Çaylık dergisinin Ocak 2018 sayısında “ince belli çay bardağı” emojisi için bir kampanya başlatmışlardır (s. 20).

2017 yılında başlatılan #TEAmojiNOW kampanyasına dair. Kaynak: Çaylık [E-Dergi] no. 56 (Ocak 2018), s. 20. [].

ÇAY BARDAĞININ BİR ŞEHRİN SİMGESİNE DÖNÜŞÜMÜ

Cumhuriyetin yüz yıllık tarihinde çay, kahve ve ıhlamur gibi içeceklerin karşısında geriden başladığı yarışta bugün, sudan sonra en çok içilen içecek olmuştur. Doğu Karadeniz’e hem tarımsal hem sınai üretim ile giren çay, özellikle Rize’nin gündelik hayatını, sosyo-kültürel ve ekonomik yapısını değiştirmiş ve bir simge olarak şehri tanımlayan kimlik araçlarından birisi haline gelmiştir.

ÖNCE SANSASYON

Bu dönüşüm iki binlerin ikinci on yılında yoğunlaşmıştır. 2015 sonbaharında Rize Belediyesi, Cumhuriyet Meydanı’nı yeniden düzenlemek için harekete geçmişti. Ancak bu konu betonarme seven ekonominin meydan düzenlemeleri ve kentsel dönüşümlerle şehir merkezini inşaat alanına çevirecek olmasından ziyade, proje çizimlerinde meydandaki Atatürk heykelinin yerine çay bardağı figürünün gelecek olması nedeniyle tepki çekmişti.

Tartışmaları ulusal basının gündemine taşıyan “Atatürk mü çay mı?” referandumu spekülasyonu olmuştur. Spekülasyon, Rize Belediye Başkanı Reşat Kasap’ın “inşaat sonunda heykelin eski yerine getirilip getirilmemesi ile ilgili halk oylaması yapılacağı” yönündeki açıklaması ile zirve yapmış ve projeye yönelik tepkilerin dozu artmıştır.22

Medyaya yansıyan Atatürk heykeli yerine çay bardağı bulunan plan. Kaynak: Elif Akgül, “Rize’de Atatürk Heykeli, Çay Bardağı Olur mu?” Biamag Cumartesi [Çevrimiçi Edisyon] (23.09.2015) []

Tartışmalar nihayete ermeden yaşanan 15 Temmuz Darbe Girişimi’nin ardından, meydan düzenlemelerindeki tartışmalar için bir başka “gidiş” yolu bulunmuştur. Cumhuriyet Meydanı’nın adı “15 Temmuz Demokrasi ve Cumhuriyet Meydanı” olarak değiştirilerek meydandaki Atatürk heykeli Rize Valiliği’nin önüne yerleştirilmiştir.

Atatürk heykelinin Rize Meydanından taşınması Kaynak: “Atatürk’e saygısızlıkta son nokta”, Sözcü [Çevrimiçi Edisyon] (23.12.2016) []

SONRA DEV ÇAY BARDAKLARI YÜKSELİR RİZE’DE

AKP’nin son yıllarına damga vuran dev projeler, yükseldikleri şehirlerin simgesini bünyelerine katarak şehirle bütünleşmiş ve şehirlerin silüetini değiştirmiştir. Elbette “çay diyarı” Rize’de öne çıkan bütünleştirici kimlik simgesinin çay ve çay bardağı olması şaşırtıcı olmamıştır.

Yükselen çay bardaklarından biri, Rize merkezde bulunan ve 14 Mayıs 2022 tarihinde açılışı gerçekleştirilen “Çay Çarşısı Projesi” içinde yer almaktadır. Bu dev çay bardağı, Rize şehir merkezinin kıyı şeridinin siluetini değiştirmiş durumdadır.

Çay Çarşısı Projesi plan görseli. Kaynak: “Çay Çarşısı Projesi”, Rize Ticaret Borsası, Çay Çarşısı Projesi []
“Çay Bardağı Binasıyla Çayımızı Simgeledik” Kaynak: “Dünyanın en büyük çay bardağı Guinness’e aday” Habertürk (11.10.2021) []

Guinness Rekorlar Kitabı’na resmi başvuru yapılan ve 30 metre yüksekliğinde inşa edilen 7 katlı çay bardağı formundaki binanın Rize’nin tanıtımı açısından sembol olacağı belirtilmektedir.

Rize’de yükselen bir diğer çay bardağı ise deniz dolgusu üzerinde inşa edilen Rize-Artvin Havalimanı’nın kontrol kulesidir.

“Rize-Artvin Havalimanı’nın kulesi çay bardağı şeklinde olacak!” Kaynak: T24 Haber (11.06.2020) []
İki buçuk yaprak çay imgesi ve havalimanı kulesi.

Ezcümle Çay Çarşısı ve Rize-Artvin Havalimanı’nda sıkça kullanılan “ince belli” çay bardağı ve çayın farklı kullanım imajları ile çayın Rize’nin simgesi haline geldiği tescillenmiş, hatta farklı şehirlere yayılacak benzeri projelerin de önü açılmıştır.23

ÇAY VE TOPLUM SAĞLIĞI: ÇERNOBİL'DEN COVİD'E

Türkiye’nin 100 yıllık toplum sağlığı karnesinde çayın kritik notunu iki önemli kırılma üzerinden ele almak mümkündür: Çernobil ve Covid-19 pandemisi. Başlı başına toplum sağlığı sorunu olan bu iki vakanın çay ile ilişkilenmesinde siyasetçiler ve bürokratlar rol almıştır.

ÇAYLAR ŞİRKETTEN

Çernobil kazası neredeyse bütün dünyanın simgesel düşün dünyasına terk edilmiş bir dönme dolap imgesi ve geiger sayacının sesi ile girmişken, Türkiye’de ise çay içen bakan görseli ve çaya katılmış şekerin karıştırıldığı çay kaşığının sesi1 ile sembolik düşün dünyamıza dahil olmuştur.24

Nükleer Alaturka belgesel afişi. Kaynak: Özgür Duygu Durgun, “Nükleer Alaturka: Türkiye’nin nükleer ile imtihanı” T24 Haber, Konuk Yazar Bölümü (23.04.2016) []

Çay ile nükleer felaket özdeşleşmesi elbette tek bir adımda gerçekleşmedi. 1986 Nisanı’nda yaşanan nükleer kazanın ardından radyasyon yüklü bulutlar Türkiye’ye Trakya’dan giriş yapmış ve Karadeniz üzerinde kümelenen bu bulutlardan yağan yağmurlar çayın Mayıs hasadı üzerine yağmıştır. Bu durum ülke genelinde “radyasyonlu çay” çıkarsamasını doğurmuş, bir anda Doğu Karadeniz çayı sahip olabileceği en kötü şöhret ile damgalanmıştır. “Milli iptilamız” çayın şöhretini kurtarmak, ülkenin içini ferahlatmak için “radyasyonlu” Mayıs hasadının ÇAYKUR tarafından satın alındıktan sonra gömülmesine karar verilmiştir. Sorunları halının altına süpürme tarzında gelişen çayı toprağa gömme hareketi bir çözüm olmamış; aksine, bugün dahi bölge insanının çaya ve devletin toplum sağlığına yönelik ikircikli bakışını aktarmakta kullanılan bir örnek haline gelmiştir. Konu ile ilgili sohbetlerde rastlanılması en muhtemel anlatı bu ikircikli bakışı aktarır. “Çayı konuştular, çayı gömdüler ama biz o sene bolca lahana yedik, sanki radyasyon lahananın üstüne yağmamış gibi,” anlatıları, Çernobil sonrası bütün Karadeniz kıyı ülkelerinin yakın geçmişinde yer bulmuştur.25 Bu ikircikli tavır, bir yanda lahana, fasulye, elma gibi meyve ve sebzeler, çay gibi bir sınai ürün olmayıp ülke genelinde dağılmayacak olmaları nedeniyle devletin radyasyon gündemine dahil olmazken; öte yanda Çernobil’in ilk dalga şoku ve 1. sürgün çayın hasat edilmesi gerekliliği eklenince, ünlüler ve siyasiler birer “kanaat önderi” olarak çayın radyasyonsuz olduğunu gösterme gayretine girişmişlerdir. Türkiye’nin toplum sağlığı tarihine, “Bakın ben içiyorum, siz de içebilirsiniz,” rolü ile giren Bakan Cahit Aral’ın çay içerken verdiği fotoğraf kareleri ve içtiği çayların test edilmiş olduğu bilgisi toplumsal hafızamızda yer almıştır.

Cahit Aral ve “radyasyonsuz” çay. Kaynak: “Radyasyona inat bardak bardak içti… Çaycı Bakan” Milliyet (09.12.1986), s. 7. / © milliyet.com.tr

Bakan Bey’in çay içme performansının dindirmeye yetmediği tepkiler sonucunda toplanan çaylara gelen imha kararı, belirlenen çay fabrikalarının arka bahçelerinde açılan çukurlara çayların gömülmesi ile sonuçlanmıştır. Dönemin ÇAYKUR Genel Müdürü İmdat Sütlüoğlu, 2014 yılında radyasyon bulutlarının Karadeniz’e hiç gelmediğini, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da yaygın olarak tüketilen “kaçak” çay alışkanlığının bu söylentiden doğduğunu ileri sürmüştür.26 Oysa Doğu Karadeniz Bölgesi’nde yaygın olan kanser hastalığının Çernobil kazası sonrasında artış göstermesi ve devletin toplum sağlığını korumadaki başarısızlığı çayın yakın tarihinde yer alan kolektif ve canlı bir imajdır.

FELAKETLERDEN SONRA VATANDAŞA UZATILAN DEVLET ELİ: KEYİF ÇAYI

2020 yazında sembolik anlam dünyamızda toplum sağlığı ve çay ilişkisi bir kez daha kesişmiştir. Covid-19 salgınının akıbetinin belirsiz olduğu ve sosyal mesafe kurallarının kimilerine “katı” bir biçimde uygulandığı bu dönemde, Cumhurbaşkanı Erdoğan, Giresun Dereli’de yaşanan sel felaketi nedeni ile gittiği Doğu Karadeniz’de 31 Ağustos’ta kitlesel bir miting yapmıştır.

Takip eden felaket ve doğal afetlerin ardından da karşılaşacağımız bu ilk çay atma sahnesinde Erdoğan, “Biliyorsunuz Rizeliyim ya. Dedim ki hiç olmazsa hemşerilerimin yanına giderken şöyle Rize’nin keyif çaylarından onlara ikram edeyim”27 sözlerini kullanmış; çay, felaket ve devlet ilişkisine yeni bir açılım kazandırmıştır.

Salgın devam ederken Türkiye, pek çok kriz ve felaketle daha karşılaşmıştır. Keza halkın vicdanında yaşanan sarsıntılar sosyal medyaya yansırken ve sosyal medyada tepkiler büyürken Rize’de, Artvin’de yaşanan sel ve Marmaris’te yaşanan yangın felaketlerinin ardından da Cumhurbaşkanı Erdoğan çay “fırlatma”ya devam etmiştir. 28

Otobüsten halka çay atan Cumhurbaşkanı Erdoğan. Kaynak: Batuhan Serim, “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘sosyal mesafe’siz mitingi tepki çekti” Sözcü [Çevrimiçi Edisyon] (01.09.2020) []

Masada Yarım Kalan Çay

Çayın Doğu Karadeniz Bölgesi’nde milliyetçiliğin ve kalkınmacı devlet ideolojisinin yerleşmesinde oynadığı rolün ardından ancak birkaç arpa boyu gidebildiğimizi sert bir biçimde topluma hatırlatan bir cinayet yaşandı. Bu cinayetin hafızalarda yer eden imgesi HDP binasına giren saldırganın öldürdüğü Deniz Poyraz’ın karton bardaktaki çayı ile yarım kalan kahvaltısıydı.

Siyasetin belirlediği kutuplaştıran iklimin sonucu olduğu aşikar olan bu cinayetin ardından sosyal medya mecralarında paylaşılan yukarıdaki fotoğraf karesi, kamuoyunda geniş yankı bulmuştur. Konuya ilişkin Devlet Bahçeli’nin yaptığı açıklama ise kutuplaşmayı beslemiştir: “Cinayete kurban giden Deniz Poyraz’ın masada yarım bıraktığı kağıt bardaktan içtiği çay ile yediği domates ve zeytin, kısa süre içinde Türkiye aleyhtarlarının propaganda görseli olarak kullanılmıştır” (bbc.com, 22 Haziran 2021).

Deniz Poyraz’ın yarım kalan kahvaltısı Kaynak: “HDP binasından ilk kareler: Deniz Poyraz’ın kahvaltı tabağı masada” Gazete Duvar (17.06.2021) [https://bit.ly/3E2pVkI] / © Mezopotamya Ajansı

Türkiye’de çaya ilişkin düşünümlerde kahvenin yalnız içildiği, çayın ise dost meclislerinde, kalabalık sofralarla beslenen birlikteliklere işaret ettiği karşılaştırması, kafein ve tein tartışmalarından daha derine, kapitalizm ve meta ilişkisinin biraz üstüne yerleştirir milliyetçilik ve çay ilişkisini. Melek Göregenli’nin vurguladığı gibi çayın Türkiye’ye dışarıdan gelen ve hızlı ilerleyen yolculuğunda karşımıza çıkanı anlamalıyız: “(D)ışardan dönüştürülen ve yapaylaştırılan aslında mekânla, insanla ve diğeriyle ilişkiyi yine dıştan kurulan bir sistem gelip size dayatır. O zaman tabii bu ilişkiden hayırlı bir şey çıkmaz işte. Milliyetçilik çıkar, düşmanlık çıkar” (2021: 205).

ŞEKERLİ-ŞEKERSİZ, SICAK-SOĞUK, TOMURCUKLU, KAÇAK, YERLİ, MİLLİ: ÇAY VAR İÇERSEN!

Çay ve çayın nesneleri Türkiye’nin 100 yılında kalkınmadan şehir imgesi olmaya, Çernobil ve kanserden, pandemi ve dost sohbetlerine kadar uzanan bir yelpazeye yayılmış; kimi zaman kokusu ve tadı ile, kimi zaman Türk sinemasından sızan bir görüntü ile, kimi zaman da şekerli, şekersiz, kıtlamalı, aromalı, tomurcuklu, sıcak, soğuk bölünmeleri ile gündelik hayatımızda ve kollektif belleğimizde edindiği yeri sağlamlaştırmıştır.

TARİHÇE

1858: Hoca Ali Rıza, Semaver tablosunda ince belli çay bardağı çizer.
1878: Trabzon Vilayet Salnamesi’nde Lazistan Sancağı’na bağlı Hopa kazasında 20.000, Arhavi nahiyesinde 5.000 olmak üzere toplam 25.000 kıyye çay elde edildiği kayıtlıdır.
1888: II. Abdülhamit’in emri ile Japonya’dan ve Çin’den gelen çay tohumları ile Bursa’da deneme yapılır; ancak, Bursa’nın çay yetişmesi için uygun ekolojik şartlara sahip olmaması nedeniyle başarısız olunur.
1912: Rize Ziraat Odası Reisi Hulusi Bey (Karadeniz), Rize ile Batum’un iklim şartlarının benzerliğini göz önüne alarak Batum’dan getirdiği tohumları kendi bahçesine eker.
1917: Halkalı Ziraat Mektebi’nde botanik ve bitki hastalıkları hocalığı yapan Ali Rıza Bey (Erten), Kafkasya kıyı bölgesinde ılıman iklim bitkilerinden mandalina, limon, portakal, bambu ve çayın yetiştirilebileceğini rapor eder.
1921: Ali Rıza Bey’in hazırladığı raporlar, Yeni Ziraat gazetesinde yayımlanır, daha sonra kitap haline getirilerek Şimâl-i Şarkî Anadolu ve Kafkasya’da Tedkîkât-i Ziraiyye adıyla basılır.
1923: Ziraat Umum Müfettişliği’ne atanan Zihni Bey (Derin), araştırma ve inceleme yapmak ve çay üretme fidanlığını hayata geçirmek üzere Rize’ye gider.
1924: Zihni Bey (Derin) tarafından hazırlanan ve Esad Bey (Özoğuz) tarafından meclise sunulan 407 sayılı Rize Vilayeti ile Borçka Kazasında Fındık, Portakal, Limon, Mandalina ve Çay Yetiştirilmesi Hakkındaki Kanun tasarısı yasalaşarak Batum’dan getirilen çay tohumları ile çay tarımı için ön denemeler başlatılır.
1930: İsmet İnönü, Rize’de çayın yetiştirilmesine dair yaptığı konuşmada, bir avuç çay yaprağını göstererek “Niye çayı istemiyorsunuz? Bölgeyi kalkındıracak ürün budur,” der.
1930-1935: Beykoz Çay Fabrikası’nda ilk ince belli çay bardağının üretildiği düşünülmektedir.
1937: Zihni Derin’in öncülüğünde çay tarımı için çalışmalar yapılır, Gürcistan’dan getirilen 20 ton çay tohumu Rize ve havalisine ekilir.
1939: Sovyetler Birliği’nden 30 ton çay tohumu daha alınır. Rize’de 45 kilo siyah çay elde edildiği haberi radyo ve televizyon aracılığı ile duyurulur.
1940: Türkiye’de ilk çay işleme atölyesi, Rize merkez fidanlığında işletmeye alınır. 3788 sayılı Çay Kanunu ile çay tarımının ve üreticinin desteklenmesi güvence altına alınır.
1945: II. Dünya Savaşı ile birlikte ithalatın zorlaşması nedeniyle kahve bunalımı yaşanır.
1947: Rize Fener Mahallesi’nde 60 ton/gün kapasiteli Merkez Çay Fabrikası açılır.
1963: 143 tonluk ilk çay ihracatı yapılır.
1973: Çay üretimi ve işlenmesi, ÇAYKUR eliyle devlet tekeline alınır.
1984: 3092 sayılı Çay Kanunu ile devlet tekeli kaldırılır, çayın alımı, işlenmesi ve pazarlanması özel teşebbüse açılır.
1986: 26 Nisan’da Çernobil nükleer kazası yaşanır.
Ağustos ayında YÖK tarafından üniversitelere radyasyon araştırmaları yasağı getirilir.
Aralık ayında Bakan Cahit Aral, “Çayda radyasyon yok,” diyerek performatif bir çay içim gösterimi yapar.
1987: 16 Ocak’ta YÖK yasağına rağmen ODTÜ Kimya Bölümü’nden İnci Gökmen, Ali Gökmen, Olcay Birgül ve Biyoloji Bölümü’nden Aykut Kence’nin hazırladığı rapor, ODTÜ rektörlüğüne sunulur.
27 Ocak’ta Hürriyet Gazetesi “Başbakanlığın Yasakladığı ODTÜ Raporunu Açıklıyoruz, ÇAY’A YENİ ALARM” manşeti ile çıkar.
2009: ÇAYKUR ve Rize Ticaret Borsası eliyle Çay Kanunu taslağı hazırlanır. Kamuoyundaki tepkiler nedeniyle taslak dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından “Gündemimizde Çay Kanunu diye bir şey yok,” denilerek rafa kaldırılır.
2015: Rize Belediyesi tarafından Cumhuriyet Meydanı’nı düzenleme çalışmalarıyla ilgili projedeki tartışmalı çay bardağı heykeli, halkın ve muhalefetin tepkisine neden olur.
2016: 23 Mayıs tarihinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’a Rize ziyaretinde eşlik eden Yargıtay, Danıştay ve Sayıştay başkanları ile “çay toplama” fotoğrafı basına yansır. Fotoğraf yüksek yargının Erdoğan’ın istediği “uyumlu yargı” olduğunun göstergesi olarak kabul edilir.
2017: ÇAYKUR, Türkiye Varlık Fonu bünyesine alınır.
2018: İnce belli çay bardağı emojisi için lobi çalışmaları başlatılır.
2020: Ağustos ayında pandemi yasakları içinde Giresun’da Dereli mitingi yapılır. Sel felaketi ardından yapılan mitingde halka “keyif çayı” fırlatılır.
2021: Haziran ayında HDP İzmir İl Başkanlığı’nda çalışan Deniz Poyraz, başkanlık binasında öldürülür. Cinayet haberleştirilirken kullanılan fotoğraf üzerinden siyasi aktörler çay ve milliyetçilik ilişkisine konuşmalarında genişçe yer verir.
Eylül ayında Çay Çarşısı Projesi ve Dünyanın En Büyük Çay Bardağı ile Guinness Rekorlar Kitabı’na girmek için başvuru yapılır.
2022: 14 Mayıs’ta Çay Çarşısı ve Rize Artvin Havalimanı’nın açılışı yapılır.
25 Mayıs tarihinde İstanbul’da düzenlenen Rize Tanıtım Günleri’nde helyum balon içerisinde “Uzaya Çay Gönderme” denemesi yapılır.

EKLER

“Ça’iş kuzi”

Cumhuriyet’in kalkınma planları içinde Doğu Karadeniz’in lokomotifi olarak bölgeye hem tarım hem de sanayi ürünü olarak giren çay yerel dillere de dahil olmuştur. 4000 yıllık otokton bir dil olan Lazcada çay kaşığı ça’iş kuzi olarak karşılık bulmuştur. Bu örnek bizler için aynı zamanda anadillerin kalkınma ve uluslaşma sürecinde geçirdiği dönüşümler ve uyumlaşmalara dair düşünce imi de sağlamaktadır.

Rize çayı çok zor kabul edilir…

1939 yılında elde edilen mahsul, tanıtım amacıyla hem milletvekillerine hem de Milli Tasarruf Cemiyeti’ne 25’er gramlık kutular halinde gönderilir. Çay üretimi bir yandan devlet eliyle desteklenirken; öte yandan çay üretimine Rize’de çay yetişmeyeceği, yetişse bile Hint, Çin ve Seylan çayı kalitesinde olmayacağına dair ciddi bir muhalefet vardır.
Kaynak: Çayın 90 Yılı. (2014). İstanbul: ÇAYKUR, 72.

Yüksek Yargı Çay Toplarken

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Mayıs 2016 tarihli Rize gezisi sırasında Yargıtay, Danıştay ve Sayıştay başkanları ile çay topladığı anı gösteren fotoğraf karesi yüksek yargının tarafsız olmadığının nişanesi kabul edilmiştir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, yargıtay üyeleriyle beraber çay toplarken. Kaynak: “Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan çay hasadı” NTV Haber, Foto Galeri (21.05.2016) [https://bit.ly/3FMugKs]
MERAKLISI İÇİN NOTLAR

Kitaplar
Beller-Hann, I. & Chris Hann, C. (2012). Doğu Karadeniz’de Devlet, Piyasa ve

Kimlik İki Buçuk Yaprak Çay. İstanbul: İletişim.

Erke, E. (2019). Çay. İstanbul: Remzi.

Genç, F. & Şendeniz, Ö. (2021). Çaydan Öte: Tarladan Demliğe, Mekânda ve Bellekte Çay. İstanbul: Gola.

Deniz Gürsoy, D. (2012). Baharat ve Güç. İstanbul: Oğlak.

Okakura Kakuzo, O. (2001). Çay Kitabı. İstanbul: Anahtar.

Okakura Kakuzo, O. (2006). Çayname. İstanbul: Arion.

Reimertz, S. (2003). Çayın Kültür Tarihi. M. Tüzel (Çev.). Ankara: Dost.

Rohrsen, P. (2021). Çay Üretimi, Çeşitleri ve Tarihleri. B. Yılmaz (Çev.). İstanbul: Runik.

Standage, T. (2005). Altı Bardakta Dünya Tarihi. A. Fethi (Çev.). İstanbul: Merkez.

Şahin, Ç. E. (2021). 21. Yüzyıl Türkiye’sinde Tarım ve Kooperatifler: Teori, Pratik, Vizyon. İstanbul: NotaBene.

Makaleler
Güler-Müftüoğlu, B. (2010). 1980 Sonrasında Çay Sektöründe Değişim Rüzgârı: Yücehisar Köyünde Çay Üreticiliğinde Neler Değişiyor? Almanak 2009 içinde, (137-163). İstanbul: SAV.

Karaçimen, E. & Değirmenci, E. (2020, Mart 16). Çayı Eden Kadındır. Çatlak Zemin. https://catlakzemin.com/cayi-eden-kadindir/

Değirmenci, E. & Karaçimen, E. (2019). Doğu Karadeniz’de Çay Tarımının Çelişkili Sürekliliği. Toplum ve Bilim, 150, 63-93.

Karaçimen, E. & Değirmenci, E. (2020). Kuşaktan Kuşağa Çay Tarımında Kadın Emeği. Ö. Şendeniz (Der.) içinde. Aramızda Kalmasın: Kır, Kent ve Ötesinde Toplumsal Cinsiyet. (69-84).Aramızda Toplumsal Cinsiyet Araştırmaları Derneği Yayınları.

Ulukan, N. C. & Ulukan, U. (2018). Çay Tarımı ve Göçmen Emeği: Doğu Karadeniz’de Gürcü İşçiler. Labour Economics & Industrial Relations, 101. Google Scholar

Ulukan, N. C. & Ulukan, U. (2022). Doğu Karadeniz tarımında kadın: Hanehalkı anketlerinin söyle(me)dikleri. Fiscaoeconomia, 6 (2), 726-742. Doi: 10.25295/fsecon.1102482

Tezler
İnal, R. (2019). Milliyetçiliğin Üretim İlişkileriyle İnşası: Çay Tarım-Sanayi, Devlet ve Toplum, (Yayımlanmamış Doktora Tezi). Ankara: Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü.

Yılmaz Uzun, A. (2019). Çay Tarımında Kadın Emeği: Hopa Örneği, (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi). Ordu: Ordu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü.

Genç, F. (2010). Türkiye’de çay üretimi ve değişen sosyal ilişkiler (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi). İstanbul: Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü

Podcastler
Gola Kültür, Sanat ve Ekoloji Derneği. (Şendeniz, Ö.) (2021, Eylül). Koyu Yeşil bölüm 2: Fatma Genç ile çaydan öte Doğu Karadeniz’in dönüşümü. https://open.spotify.com/episode/2I3JtKIwsMAnefIyfQhP74?si=nYgjegI-QBuM-1vMSA8ZpQ

Açık Radyo (Kapucu B.) (2020, Ekim 26). Botanitopya: Çay bir bitki casusluğu hikayesi. https://acikradyo.com.tr/botanitopya/cay-bir-bitki-casuslugu-hikayesi

YouTube videoları
Gola Kültür, Sanat ve Ekoloji Derneği(Pazartesi Söyleşileri) (2021, Ekim 11). Ahmet Yaşar Yıldız ile “Çay ve Orman: Bir arada mı, yok ederek mi? Gola Pazartesi Söyleşileri – Ahmet Yaşar Yıldız
Gola Kültür Sanat ve Ekoloji Derneği (2021, Nisan 10-11-17). Çaydan Öte Tarladan Demliğe Mekânda ve Bellekte Çay Çevrimiçi Çalıştay ve Forum. Çay’dan Öte: Tarladan Demliğe Mekanda ve Bellekte Çay – Çevirimiçi Çalıştay&Forum – 1. Oturum

Belgeseller
Simon Reeve ile Çayın Hikâyesi
Sheida Kiran (2022). Sırtındaki Çay.

İnternet siteleri
http://biriz.biz/cay/

Müzikler
Putumayo. Music From Tea Lands.
https://www.youtube.com/playlist?list=PLHLr9D3IAPjXNWnOEeYnOGZed2Z2kokPr
Alakbarova, Ş. Çay Mahnısı.
https://www.youtube.com/watch?v=pSXZ5RuU0vk

KAYNAKÇA

Ajda bardak (2005, Nisan 24). Ekşi Sözlük. https://eksisozluk.com/ajda-bardagi–227499?p=3.

Akçura, B. (2020). Kaldırın Şu Heykeli Buradan. İstanbul: İletişim.

Akgül, E. (2015, Eylül 23). Rize’de Atatürk heykeli çay bardağı olur mu? Bianet.. https://m.bianet.org/biamag/kultur/167820-rize-de-ataturk-heykeli-cay-bardagi-olur-mu

Aleksiyeviç, S. (2017). Çernobil Duası Geleceğin Tarihi. A. Takanay (Çev.). İstanbul: Kafka.

Atatürk’e saygısızlıkta son nokta. (2016, Aralık 23). Sözcü. https://www.sozcu.com.tr/2016/gundem/ataturke-saygisizlikta-son-nokta-1581584/.

Beşler, E. (2017, Ocak 23). Lazistan’ın yazılmamış tarihi. Gazete Duvar.
https://www.gazeteduvar.com.tr/kultur-sanat/2017/01/23/lazistanin-yazilmamis-tarihi

Çay: Kutsal Ritüellerin, Soğumuş Ellerin İçeceği. (2010, Eylül). http://yelpaze.tripod.com/cayin_tarihi.htm

Çaycı Bakan. (1986, Aralık 9). Milliyet Gazetesi.

Çayın Tarihçesi ve Türkiye’ye Gelişi. (2021, Aralık 2). Lezzet. https://www.lezzet.com.tr/lezzetten-haberler/cayin-tarihcesi-ve-turkiyeye-gelisi

Çay Çarşısı Projesi. (t.y.). Rize Ticaret Borsası. https://www.rtb.org.tr/tr/cay-carsisi-projesi

Çay Dikim Sahaları. (2022, Ocak). http://biriz.biz/cay/Caydikimi1939dan1955e.htm

Çay Özet Bilgi. (2008, Eylül). Türkçe Bilgi. http://www.turkcebilgi.com/çay/sozluk

Çaykur Genel Müdürü: Karadeniz bölgesine radyasyon bulutları hiç gelmedi. (2014, Haziran 27). Demirören Haber Ajansı. https://www.haberler.com/caykur-genel-muduru-karadeniz-bolgesine-radyasyon-6201620-haberi/

Duman, M. (2005). Çay Kitabı. İstanbul: Kitabevi.

Duygun, Ö. D. (2016, Nisan 23). Nükleer Alaturka: Türkiye’nin nükleer ile imtihanı. T24. https://t24.com.tr/yazarlar/ozgur-duygu-durgun/nukleer-alaturka-turkiyenin-nukleer-ile-imtihani,14396

Dünyanın En büyük çay bardağı Guinnes’e aday. (2021, Ekim 11). Habertürk. https://www.haberturk.com/dunyanin-en-buyuk-cay-bardagi-guinnesse-aday-3217594

Erbaş, A. & Meyveci, R. (2022, Ocak 5). Pandemide evde kalan çay içti, tüketim rekora ulaştı. Milliyet. https://www.milliyet.com.tr/yerel-haberler/rize/pandemide-evde-kalan-cay-icti-tuketim-rekora-u-6675041

Erdoğan Arhavi’de sel mağdurlarına çay attı. (2021, Temmuz 24). https://yeni1mecra.com/erdogan-arhavide-sel-magdurlarina-cay-atti/

Erdoğan sel felaketinin yaşandığı Rize’de miting yaptı, yurttaşlara çay dağıttı. (2021, Temmuz 23). Birgün. https://www.birgun.net/haber/erdogan-sel-felaketinin-yasandigi-rize-de-miting-yapti-yurttaslara-cay-dagitti-352642

Erdoğan’ın Marmaris’te kimlere çay attığı ortaya çıktı. (2021, Ağustos 1) Cumhuriyet. https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/erdoganin-marmariste-kimlere-cay-attigi-ortaya-cikti-1857119

Genç, F. (2010). Türkiye’de Çay Üretimi ve Değişen Sosyal İlişkiler, (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi). İstanbul: Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü.

Genç, F. (2016). Neoliberal Dönüşümün Çay Evresi. D. Yıldırım & E. Haspolat (Ed.) içinde. Değişen Karadeniz’i Anlamak. (257-280). Ankara: Phoenix.

Göregenli, M. (2021). Ve boğa… Ve mekân… Ve bellek. F. Genç & Ö. Şendeniz (Der.) içinde. Çaydan Öte: Tarladan Demliğe Mekânda ve Bellekte Çay. İstanbul: Gola Kültür Sanat ve Ekoloji Derneği.

Güneş, S. (2012). Turkish Tea Culture and Its Products. Milli Folklor Dergisi, yıl 24, sayı 93 s. 234-551.

Gürsoy, D. (2005). Demlikten Süzülen Kültür: Çay. İstanbul: Oğlak.

HDP binasından ilk kareler: Deniz Poyraz’ın kahvaltı tabağı masada (2021, Haziran 17). Gazete Duvar. https://www.gazeteduvar.com.tr/hdp-binasindan-ilk-kareler-deniz-poyrazin-kahvalti-tabagi-masada-haber-1525803

Hatipoğlu, Ş. R. (1939). Türkiye’de Çay İktisadiyatı. Ankara: Ziraat Vekaleti Yayını.

Kuzucu, K. (2012). Binyılın Çayı: Osmanlı’da Çay ve Çayhane Kültürü. İstanbul: Kapı.

Lazistan. (2022, Mayıs 23). Wikipedia. https://tr.wikipedia.org/wiki/Lazistan.

Rize-Artvin Havalimanı’nın kulesi çay bardağı şeklinde olacak!. (2020, Haziran 11). T24. https://t24.com.tr/haber/rize-artvin-havalimani-nin-kulesi-cay-bardagi-seklinde-olacak,883636

Sağıroğlu, O. F. (2017). ‘İnce Belli’ Çay Bardağı: Paşabahçe’deki Tipolojilerinin Kökeni ve Tarihsel Kimliği Üzerine Bir Araştırma, (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi). İstanbul: İstanbul Teknik Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü.

Saklı, A. R. (2008). Türk Çayının Dünü ve Bugünü. İstanbul: Kaknüs.

Sayın, A. (2021, Haziran 22). Deniz Poyraz’ın yaşamını yitirdiği saldırı sonrası HDP-MHP gerginliği: Bahçeli’nin ‘milis işbirlikçisi’ ifadesine, Buldan’dan ‘Bahçeli katliamı üstleniyor’ yanıtı. BBC. https://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-57570827

Serim, B. (2020, Eylül 1). Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘sosyal mesafe’siz mitingi tepki çekti. Sözcü. https://www.sozcu.com.tr/2020/gundem/cumhurbaskani-erdogandan-sosyal-mesafesiz-miting-6016827/

Soysal, S. (2010, Ağustos 19). Hangi bardakta çay? Hürriyet. https://www.hurriyet.com.tr/hangi-bardakta-cay-15585563

Standage, T. (2005). Altı Bardakta Dünya Tarihi. A. Fethi (Çev.). İstanbul: Merkez Kitaplar.

Tarkan, T. (1973). Türkiye’de Çay Ziraati ve Endüstrisi. Ankara: Atatürk Üniversitesi Yayınları No: 195.

Tığlı, F. (2004) Ehlikeyfin Kitabı. İstanbul: Kitabevi.

Türkiye’de Etnik Ayrımcılık Raporu. (2011). Mazlumder. https://istanbul.mazlumder.org/fotograf/yayinresimleri/dokuman/etnik_ayrimcilik_raporu_2011.pdf

Ozan, V. (2019). Kokular Kitabı IV: Lezzetler. İstanbul: Everest.

Quataert, D. (2020). Tüketim Araştırmaları ve Osmanlı İmparatorluğu Tarihi 1550-1922. T. Günseren (Çev.). İstanbul: Alfa.

Vazo kule görücüye çıktı (t.y.). Kütahya Belediyesi. https://www.kutahya.bel.tr/haber.asp?id=4169

Yener, İ. Satıral, C., Duman, A. & Avşar, H. (2017). Kızılağaç meşçerelerinin çay bahçelerine dönüştürülmesi sonucu toprakların bazı fiziksel ve kimyasal özelliklerinde meydana gelen değişimler (Arhavi örneği). Bartın Orman Fakültesi Dergisi, 19 (2), 203-213.

#TeamojiNow destek bekliyoruz bizce Türkiye bu emojiyi hak ediyor. Çaykur Çaylık Dergisi. 56. https://www.caykur.gov.tr/Pages/Yayinlar/CaylikSayfalar.aspx?ItemId=181&Hash=0D81DEF865FCA73A7B1BD056DA9A6E5B92127EC20983BA96E0C3D58BB4799562#book5/undefined

Kapak görseli: Photo by Viki Yohay on Unsplash

DİPNOTLAR
  1. Akt. Gürsoy, 2005.
  2. Bu dönemde deneme fidanlıkları için seçilen yerlerin çay tarımına elverişli olmaması, çay yetiştirme çabalarının başarısızlıkla sonuçlanmasına neden olmuştur. II. Abdülhamit’e sunulan Çay Fidanları Yetiştirilmesi Hakkında Tarifname adlı raporda, “Çay için hafif ve orta derecede killi ve serin arazi tercih olunur. Fazlasıyla rutubetli ve serin topraklar asla yaramaz. Çay ağacı Osmanlı topraklarının pek çok yerinde yetiştirilebilir. Çayın tabiatına uygun vilayetler Erzurum, Sivas, Ankara, Bursa, Aydın, Adana, Halep, Suriye vilayetleriyle İstanbul civarları” olarak belirtilir. Ancak söz konusu bu yerler çay için uygun koşullara sahip olmadığından tüm girişimler olumsuz sonuçlanır (Saklı, 2008). Osmanlı’da Anadolu coğrafyasında çay ekimi gerek hükümet eliyle gerekse de bireysel girişimlerle yetiştirilmesi yönünde çabalar olmuş; ancak, hem bitkinin ekimi için gerekli iklim şartlarının bilinmemesi nedeniyle yanlış yer seçimi hem de bitkinin nasıl işleneceğinin bilinmemesi bu dönemde yapılan girişimlerin başarısızlıkla sonuçlanmasına neden olmuştur. Ancak o dönemde dahi, çayın kıymetli bir bitki olduğuna dair vurgular mevcuttur.
  3. Çay yetiştirilmesi konusunda 1917 yılında dönemin Halkalı Ziraat Okulu mühendislerinden Ali Rıza Erten, Batum ve çevresinde bir grup heyet ile birlikte çayla ilgili incelemeler yaparak çay yetiştirilmesi hakkında bir rapor hazırlamıştır. Şimali Şarki Anadolu ve Kafkasya’da Tetkikatı Ziraiye adlı raporda Erten, Batum’un iklim ve toprak özelliklerinin Rize ve dolaylarına benzer olduğunu ve Batum’da yetiştirilen çay, narenciye ve bambunun söz konusu çevrelerde ekilebileceğini belirtmiştir. Erten, mandalina, limon, portakal, bambu ve çay yetiştirilmesini ele alarak, bunların içinde özellikle çay üzerinde durmuş, çay bitkisinin ekonomik anlamı, botanik özelliği, yetiştirilmesi ve işlenmesi ile ilgili ilk defa detaylı bilgiyi vermiştir (Genç, 2010).
  4. 1939 senesinden evvelki dönemlerde en fazla 20 dönüm kadar bir çaylık olduğu kabul edilmektedir. 1939’dan 1950’ye kadar yapılan çay dikim alanı sadece İyidere, Tuğlalı, Salarha, Camidağı, Gündoğdu, Güneysu, Karadere, Büyükdere ve Çayeli ile sınırlıdır (Çay Dikim Sahaları, 2022).
  5. Çay üretimi ve işlenmesi 1938-1948 yılları arasında Devlet Ziraat İşletmeleri eliyle, 1949-1973 yılları arasında Tekel İdaresi ve Tarım Bakanlığı işbirliğinde gerçekleştirilir.
  6. Lazistan’ın sınırları, Hopa’dan başlayarak Trabzon’un Akçaabat Limanı’nı da içine alan sahil şeridinden oluşuyordu (wikipedia.org, Lazistan).
  7. Lazistan, cumhuriyetin ilk yıllarında tanınıyor, hatta milletvekili çıkarıyordu. 1920’de, Doktor Abidin Bey (Atak), Esat Bey (Özoğuz), İbrahim Şevki Bey, Necati Bey (Memişoğlu), Osman Bey (Özgen) ve Ziya Hurşit Bey, Lazistan milletvekili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne katıldılar. Lazistan isminin kaldırılmasından sonra Lazca isimlerin konulması yasaklandı, Lazca köy ve şehir isimleri değiştirildi. Hatta 1960 ve 70’li yıllarda Lazca konuşan çocukların dayak yedikleri de kayda geçmiştir (Türkiye’de Etnik Ayrımcılık Raporu, 2022, Ocak).
  8. O dönemde “faydası az zararı çok” diye tabir edilen kızılağaç, dünyada yayılış gösteren 25 kızılağaç türünden biri olan sakallı kızılağaç (almus glutinosa ssp. barbata)’dır. Yayılış alanı bakımından doğu ladin, Doğu Karadeniz göknarı, sarıçam ve doğu kayınından sonra Doğu Karadeniz Bölgesi’nin önemli ağaç türlerinden birisidir. Yerine çay alanlarının getirilmesiyle her geçen gün daha çok tahrip olan sakallı kızılağaçların kesilmesinin ormansızlaşma, erozyon, lokal düzeyde yağışlarda düşüş, toprakların FSK’sinde azalma, sel ve heyelanlarda artış gibi çevresel tehditleri arttığı, ekosistemlerdeki karbon ve azot mineralizasyonunda önemli değişikliklere yol açtığı yapılan çalışmalarda ortaya konmaktadır (Yener, Satıral & Avşar, 2017).
  9. Akt. Duman, 2003.
  10. Anadolu’da çay tüketimine yapılan en erken atıflardan birisi Evliya Çelebi’nin seyahatnamesidir (Quataert, 2020: 43). Çelebi, Seyahatnamesi’nde Gümrükhane hizmetçilerinin erbâb-ı devletlere şeker, Yemen kahvesi ve salebin yanında çay da ikram ettiklerini kaydetmiştir. Ayrıca kahvenin bid’at olduğu, sağlık açısından tehlikeler taşıdığı ve kavrulurken yakıldığı sebebiyle haramlığı yönünde fetvaların verildiği bir ortamda Çelebi, çayın faydalarından bahsetmiştir. Eserin başka bir yerinde ise kendisinin o tarihe kadar hiç çay içmediği ifadesi, çayın bahsedilen tarihlerde yeni olmadığına dair ipucu vermektedir (Kuzucu, 2012: 223-224).
  11. Pandemide evde kalan çay içti, tüketim rekora ulaştı (2022, Ocak 5). Milliyet. milliyet.com
  12. Çayla “bütünleşen” adam: Bir oturuşta 100 bardak çay içiyor (2021, Aralık). ArtıGerçek. artıgerçek.com
  13. Tarkan (1973), Türkiye’de çay içme adetinin nerede ve ne zaman başladığının kesin olarak bilinmediğine dikkat çekerek çay içilmeye başlanmasını iki ayrı bölgede ve ayrı zamanlarda ortaya çıktığını belirtmektedir.
  14. Detaylı bilgi için bkz. Kuzucu, 2012; Tarkan, 1973; Hatipoğlu, 1939.
  15. 1876 yılında Osmanlı Devleti’nin doğu sınırında incelemelerde bulunan İngiliz seyyahı Burnaby, Vanlıların birtakım ihtiyaç maddelerini İran’dan temin ettiklerini, semaver ile çaylarını Hoy şehrinden satın aldıklarını kaydetmiştir. O dönemde birçok madde gibi çay da kolay bulunmuyordu. Seyyahın anlatımına göre kendisine rehberlik eden bir Kürt genci, komşu köyden birisinin kızına talip olmuş, kızın babası ise bir sarı pantolon, bir sarık ve bir miktar çay getirmesi şartıyla kızını nikâhlamayı vaat etmiştir (Burnaby’dan akt. Kuzucu, 2012: 51-52).
  16. Bkz. gazeteduvar.com.tr, Nisan 2021
  17. Bkz. aljazeera.com.tr, Mayıs, 2014
  18. Yine benzer ağları kullanarak İran ve Seylan menşeli olarak gelen çaylar, Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri’ndeki sınır kapılarının yanı sıra, başta Mersin ve İskenderun olmak üzere limanlarından Türkiye’ye giriş yapmaktadır.
  19. Bugün çay ve çayın bütün etnografisinin hemen yanında gördüğümüz iki buçuk yaprak çay formu, çayın ideal toplanma boyuna ve hasat zamanına işaret etmektedir.
  20. Süreçte eş zamanlı olarak mekân da dönüşmeye, çay tarlaları dağları ormansızlaştırma pahasına bölgenin “bitki örtüsü” olmaya başlamıştır.
  21. Ajda bardak ile ilgili bir söylence de Ajda Pekkan’ın ürünün modelini çizdiği ve/veya süperstar için özel tasarım olduğu yönündeki aktarımdır (eksisozluk.com/ajda-bardagi).
  22. Konuya ilişkin en büyük tepkilerden biri AKP Rize Milletvekili Hikmet Ayar’dan gelmiştir. Bu konumlanış Belma Akçura’nın “Cumhuriyet ve değerleriyle Atatürk heykelleri üzerinden hesaplaşıldığı yönündeki iddialar son yirmi yılın özeti” vurgusunu düşündürmektedir (2020: 61).
  23. Söz gelimi Kütahya Belediyesi’nin vizyon projeleri arasında yer alan “Vazo Kule” bu bağlam içinde yer alır.
  24. Çay kaşığının cam bardakta çıkardığı ses ve çernobil imajının belirgin bir kullanım örneği için yönetmen Can Candan’ın çekimi için destek topladığı Nükleer Alaturka belgeselinin tanıtımına bakılabilir.
  25. Svetlana Aleksiyeviç, Çernobil Duası Geleceğin Tarihi (2017) adlı eserinde Ukrayna pazarlarında radyasyonlu elmaların satılması ile ilgili zamanla oluşmuş bir fıkrayı aktarır: İşte, bakın, Ukraynalı bir kadın pazarda iri kırmızı elmalar satıyor. Avaz avaz bağırıyor: ‘Elma elma! Çernobil elmaları bunlar!’ Biri ona nasihat veriyor: Bunların Çernobil elması olduğunu söylemesene teyze. Kimse almaz yoksa.’ ‘Boşversenize! Alıyorlar işte! Kimine kaynanası için lazım bunlar, kimine de amiri!’
  26. haberler.com, 27 Haziran 2014
  27. sozcu.com.tr, 1 Eylül 2020
  28. birgun.net, 23 Temmuz 2021; yeni1mecra.com, 24 Temmuz 2021; cumhuriyet.com.tr, 1 Ağustos 2021

İLGİLİ NESNELER